CİN SÛRESİ

Bu sûre 28 âyettir. Mekke döneminde nâzil olmuştur. Cinlerin Kur’ân-ı Kerîm’i dinledikleri ve ona îman ederek kavimlerine bu hâdiseyi bildirdikleri anlatıldığı için ″Cin Sûresi″ ismi verilmiştir.


﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

﴿ قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ ﴿١﴾ يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَدًاۙ ﴿٢﴾ وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًاۙ ﴿٣﴾

1-3. Ey Habîbim! De ki: Bana vahyolundu ki, Kur’ân’ı okuduğum zaman cinlerden bir taife beni dinlemiş ve kavimlerine şöyle demişler: ″Muhakkak biz, acâyip bir Kur’ân dinledik ki,* hakka hidâyet ediyor. Artık biz ona îman ettik ve onun beyanı üzere Rabbimize hiçbir kimseyi aslâ ortak koşmayız.* Şüphesiz ki, Rabbimizin azameti çok yücedir. O, ne bir eş, ne de bir çocuk edinmiştir.″

İzah: Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in Peygamberliğinin başlangıcında cinler ve şeytanlar göğe çıkmaktan menolunduklarında; ″Bunun sebebi nedir?″ diye hepsi birden dünyâyı gezip aramaya başlamışlardı. Nusaybin cinlerinden yedi veya dokuz cin, Mekke etrafındaki Nahle vâdisinde, Peygamber Efendimizi Ashâbıyla birlikte sabah namazını kılarken gördüler ve okunan Kur’ân’ı dinlediler. Bu cinlerin beyi de Zevbaa idi. Bunlar, ″Göğe çıkmaktan menedilmemize sebep; ancak bu Peygamberin zuhurudur″ diyerek, beldelerine vardıklarında diğer cinleri uzun nasihatlerle îmana dâvet ettiler. Allah’u Teâlâ bu hâli Resûlüne, Cin Sûresi’nde bildirdi.[1]

Bu hususta İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ şöyle buyurmuştur:

كَانَ الْجِنُّ يَصْعَدُونَ إِلَى السَّمَاءِ يَسْتَمِعُونَ الْوَحْيَ فَإِذَا سَمِعُوا الْكَلِمَةَ زَادُوا فِيهَا تِسْعًا فَأَمَّا الْكَلِمَةُ فَتَكُونُ حَقًّا وَأَمَّا مَا زَادُوهُ فَيَكُونُ بَاطِلًا فَلَمَّا بُعِثَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُنِعُوا مَقَاعِدَهُمْ فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِإِبْلِيسَ وَلَمْ تَكُنْ النُّجُومُ يُرْمَى بِهَا قَبْلَ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُمْ إِبْلِيسُ مَا هَذَا إِلَّا مِنْ أَمْرٍ قَدْ حَدَثَ فِي الْأَرْضِ فَبَعَثَ جُنُودَهُ فَوَجَدُوا رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَائِمًا يُصَلِّي بَيْنَ جَبَلَيْنِ أُرَاهُ قَالَ بِمَكَّةَ فَلَقُوهُ فَأَخْبَرُوهُ فَقَالَ هَذَا الَّذِي حَدَثَ فِي الْأَرْضِ (ت عن ابن عباس)

Cinler, göğe yükselirler ve vahyi dinlerlerdi. Bir kelime işittikleri zaman, ona dokuz yalan ilave ederlerdi. Dinledikleri o kelime hak, ilâve ettikleri ise bâtıl oluyordu. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Peygamber olarak gönderilince, gökteki oturma ve dinleme yerlerinden engellendiler. Bu durumu İblis’e aktardılar. Peygamber gönderilmezden önce cinleri kovmak için yıldız atılmıyordu. İblis onlara: ″Mutlaka bu engelleme işi yeryüzünde meydana gelen bir olay yüzünden olmuştur″ dedi. Sonra İblis askerlerini gönderdi. Bu askerler, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’i iki dağ arasında; zannedersem Mekke’de ayakta namaz kılarken buldular sonra İblis’in yanına geldiler ve ona haber verdiler. İblis de: ″İşte dünyâda meydana gelen olay budur″ dedi.[2]

Hz. Âişe Radiyallâhu anhâ’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te de şöyle buyrulmuştur:

سَأَلَ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَاسٌ عَنْ الْكُهَّانِ فَقَالَ لَيْسَ بِشَيْءٍ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّهُمْ يُحَدِّثُونَا أَحْيَانًا بِشَيْءٍ فَيَكُونُ حَقًّا فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تِلْكَ الْكَلِمَةُ مِنْ الْحَقِّ يَخْطَفُهَا مِنْ الْجِنِّيِّ فَيَقُرُّهَا فِي أُذُنِ وَلِيِّهِ فَيَخْلِطُونَ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ (خ عن عائشة)

Bâzı insanlar Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e kâhinleri sordular. O da: ″Aslı olan bir şey değildir″buyurdu. ″Yâ Resûlallah! Ama onların bize verdikleri geleceğe ait bâzı haberler söylediklerigibi çıkıyor″ dediler. Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Onların bu tür haberleri gerçeklerdendir. Onu bir cin, meleklerden kaparak kâhin dostunun kulağına fısıldar. O kâhinler de bir doğruya yüz yalan karıştırırlar″ cevâbını verdi.[3]

Aynı şekilde şeytanların da semâya çıkarak kulak hırsızlığı yapmalarının yasaklanması hakkında Sûre-i Hicr, Âyet 18 ve izahına bakınız.

Yine Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in birçok kez, cinler ile görüştüğüne dair geniş bilgi için Sûre-i Ahkaf, Âyet 30-32 ve izahına bakınız.


[1] Mir’ât-ı Kâinât, c. 1, s. 415.

[2] Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 69.

[3] Sahih-i Buhârî, Tıb 46, Bed’ul-Halk 6, Tevhid 57; Sahih-i Müslim, Selâm 35 (122).


﴿ وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًاۙ ﴿٤﴾ وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۙ ﴿٥﴾ وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًاۙ ﴿٦﴾ وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَدًاۙ ﴿٧﴾

4-7. ″Muhakkak ki, bizim akılsız olanımız, Allah hakkında gerçek dışı şeyler söylüyormuş.* Doğrusu biz, insanların ve cinlerin, Allah hakkında aslâ yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.* Ve hakikaten insanlardan bâzı adamlar, cinlerin bâzı adamlarına sığınarak onların azgınlığını artırırlardı.* Ve şüphesiz o insanlar da, sizin zannettiğiniz gibi Allah’u Teâlâ’nın, hiç kimseyi Peygamber olarak göndermeyeceğini zannetmişlerdi.″

İzah: Âyet-i Kerîme’de: Ve hakikaten insanlardan bâzı adamlar, cinlerin bâzı adamlarına sığınarak onların azgınlığını artırırlardı″ diye buyrulmaktadır. Bu hususta İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ şöyle buyurmuştur:

- Câhiliye döneminde insanlardan herhangi bir kişi yolculuğu esnâsında, belli bir vâdide konaklayınca cinleri kastederek, ″Ben bu vâdinin azizine (en güçlü zatına) sığı­nırım″ diyorlardı. Böylece insanlar, cinlerin cüretini ve azgınlığını artırıyorlardı.


﴿ وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَد۪يدًا وَشُهُبًاۙ ﴿٨﴾ وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًاۙ ﴿٩﴾ وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًاۙ ﴿١٠﴾

8-10. ″Şüphesiz biz, (meleklerin sözünü dinlemek için) semâya çıkmak istedik. Fakat onu kuvvetli bekçiler ve ateş alevi ile dolu bulduk.* Halbuki biz, evvelce semânın oturulacak yerlerine oturur dinlerdik. Şimdi kim dinleyecek olursa, kendini bekleyen bir ateş alevi buluyor.* Gerçekten biz bilmiyoruz, yer ehli hakkında şer mi murad olundu, yoksa Rableri onlar hakkında hayır mı murad etti?″

İzah: Bu sûrenin ilk âyetlerinde anlatıldığı üzere Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Peygamber olarak gön­derilmeden önce şeytanlar ve cinler göklere tırmanarak orada meleklerin konuş­malarından bâzı şeyler dinleyerek yeryüzüne getirmeye çalışırlardı. Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem’i gönderdikten sonra Allah’u Teâlâ, şeytanların ve cinlerin göğe çıkma yol­larını kapatmış ve onların, meleklerin konuşmalarını dinlemelerine engel olmuştur. İşte bu âyetlerde cinler, bu hususlardan bahsetmektedirler.


﴿ وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَدًاۙ ﴿١١﴾ وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًاۙ ﴿١٢﴾ وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًاۙ ﴿١٣﴾ وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا ﴿١٤﴾ وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًاۙ ﴿١٥﴾

11-15. ″Şüphesiz ki bizden, sâlih kimseler vardı ve bizden böyle olmayanlar da vardı. Hepimiz ayrı yollar tutmuştuk.* Şüphesiz biz, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakamayacağımızı, kaçmakla da O’nu âciz bırakamayacağımızı anladık.* Şüphesiz biz, Kur’ân‘ı dinlediğimiz vakit ona îman ettik. Artık her kim Rabbine imân ederse, artık ne sevabının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.* Şüphesiz içimizde Müslümanlar da vardır, haktan ayrılan zâlimler de vardır. Müslüman olanlar, işte onlar hidâyeti arayanlardır.* Haktan ayrılan zâlimlere gelince, onlar Cehenneme odun olmuşlardır!″

İzah: Cinlerin de, aynı insanlar gibi kâfiri, Mü’mini vardır. İnsanların günahkârları ve kâfirleri Cehennemde yandığı gibi cinlerin de günahkârları ve kâfirleri Cehennemde yanar.

Bu hususta Allah’u Teâlâ Sûre-i Zâriyât, Âyet 56’da: ″Ben, cinleri ve insanları, ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım″ diye buyurmuştur.

Ebu’d-Derdâ Radiyallâhu anhu‘dan nakledilen bir Hadis-i Kudsî’de de şöyle buyrulmuştur:

قَالَ اللّٰهُإِنِّي وَالإِنْسُ وَالْجِنُّ فِي نَبَإٍ عَظِيمٍ أَخْلُقُ وَيُعْبَدُ غَيْرِي وَأَرْزُقُ وَيُشْكَرُ غَيْرِي (هب كر ك عن ابى الدرداء)

Allah’u Teâlâ buyurdu ki: ″Cinler ve insanlar büyük ziyan içindedir. Ben yaratıyorum, Benden başkasına tapılıyor. Rızık veren Benim, Benden başkasına şükrediliyor.″[1]

Müslüman cinler hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ بِالْمَدِينَةِ جِنًّا قَدْ أَسْلَمُوا (م عن ابى سعيد الخدرى)

″Şüphesiz Medîne’de İslâm’a girmiş cinler vardır.″[2]


[1] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 4387; Râmûz-ul-Ehâdîs, s. 226/13.

[2] Sahih-i Müslim, Selâm 37 (139).


﴿ وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ ﴿١٦﴾ لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًاۙ ﴿١٧﴾

16-17. Eğer onlar (insanlar ve cinler), hak yol üzere istikâmetle gitselerdi, elbette onlara bol bol su (rızık) verirdik.* Biz onların nasıl şükür edeceklerini imtihan edelim diye. Her kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, Rabbi onu şiddetli bir azâba uğratır.


﴿ وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ ﴿١٨﴾ وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًاۜ۟ ﴿١٩﴾

18-19. Şüphesiz mescitler, Allah’ın ibâdetine mahsustur. O halde Allah ile beraber hiçbir kimseye ibâdette bulunmayın.* Muhakkak ki, Allah’ın kulu (Muhammed Aleyhisselâm), O‘na ibâdet etmek için kalkınca, cinlerden büyük bir izdiham olurdu.

İzah: Sûre-i Cin, Âyet 18‘in nüzul sebebi hakkında İbn-i Ebî Hâtim, A’meş‘ten şöyle bildirir:

Cinler, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e: ″Bize izin ver de namazları seninle birlikte mescidinde kılalım″ deyince, Allah’u Teâlâ ″Şüphesiz mescitler, Allah’ın ibâdetine mahsustur…″ diye devam eden âyetini indirdi. Bu âyetle de cinlere, insanların arasına karışmadan namaz kılabilecekleri bildirildi.[1]

Bu sebeple bir îmam, tek kişiye bile namaz kıldırsa, ″Bana uyanlara imam oldum″ demesi lâzımdır. Çünkü arkasındaki boş saflara cinlerden Müslüman olanlar da kendisine uyup namaz kılabilir.

Yine bu âyetlerde açıkça geçtiği üzere mescitler; sâdece namaz, zikir, Kur’ân ve dînî ilim öğrenmek veya öğretmek maksadıyla bina edilir. Bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَا تَوَطَّنَ رَجُلٌ مُسْلِمٌ الْمَسَاجِدَ لِلصَّلَاةِ وَالذِّكْرِ اِلَّا تَبَشْبَشَ اللّٰهُ لَهُ كَمَا يَتَبَشْبَشُ أَهْلُ الْغَائِبِ بِغَائِبِهِمْ اِذَا قَدِمَ عَلَيْهِمْ (ه عن ابى هريرة)

″Gurbette olan bir kişiyi, döndüğünde ailesi nasıl karşılarsa, namaz kılmak ve Allah’ı zikretmek için mescitleri kendine mesken edinen kişiyi, Cenâb-ı Allah öyle güler yüzle karşılar.″[2]

Bir diğer Hadis-i Şerif’te de şöyle buyrulmuştur:

أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا أَخْبَرَهُ أَنَّ رَفْعَ الصَّوْتِ بِالذِّكْرِ حِينَ يَنْصَرِفُ النَّاسُ مِنَ الْمَكْتُوبَةِ كَانَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كُنْتُ أَعْلَمُ إِذَا انْصَرَفُوا بِذَلِكَ إِذَا سَمِعْتُهُ. (خ م عن ابن عباس)

İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ haber verdi ki: ″Halkın farz namazdan çıkınca yüksek sesle zikretmesi, Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in zamanında var idi. İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ buyurdu ki: ″Ben bu sesi işitir işitmez, zikir seslerinin yükselmesi ile namazdan çıktıklarını anlardım.″[3]

Yine mescitlerle ilgili olarak Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

كُلُّ كَلَامٍ فِى الْمَسْجِدِ لَغْوٌ اِلَّا الْقُرْآنَ وَذِكْرَ اللّٰهِ وَمَسْأَلَةً عَنْ خَيْرٍ أَوْ اِعْطَاءُ (الديلمي عن أبى هريرة)

Kur’ân’dan, zikrullahtan ve hayırlı bir şey sormaktan ya da cevap vermekten başka, mescitte her konuşulan söz, sahibi için bir vebâldir.″[4]

Yine bu hususta Sâib b. Yezid Radiyallâhu anhu şöyle anlatmıştır:

كُنْتُ قَائِمًا فِى الْمَسْجِدِ فَحَصَبَن۪ى رَجُلٌ فَنَظَرْتُ فَاِذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ اذْهَبْ فَأْتِن۪ى بِهَذَيْنِ فَجِئْتُهُ بِهِمَا قَالَ مَنْ أَنْتُمَا أَوْ مِنْ أَيْنَ أَنْتُمَا قَالَا مِنْ أَهْلِ الطَّائِفِ قَالَ لَوْ كُنْتُمَا مِنْ أَهْلِ الْبَلَدِ لَأَوْجَعْتُكُمَا تَرْفَعَانِ أَصْوَاتَكُمَا ف۪ى مَسْجِدِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ (خ عن السائب بن يزيد)

Mescitte duruyordum, biri arkamdan çekti; baktım ki Hz. Ömer. Şöyle dedi: ″Bana şu iki kişiyi getir!″ Onları getirince sordu: ″Siz kimsiniz?″ ″Biz, Tâif’teniz″ dediler. Onlara: ″Eğer buralı olsaydınız, canınızı yakardım! Çünkü Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in mescidinde sesli konuşuyorsunuz″ dedi.[5]


[1] Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c. 15, s. 33-34.

[2] Sünen-i İbn-i Mâce, Mesâcid 19.

[3] Sahih-i Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih, Hadis No: 465; Sahih-i Müslim, Mesâcid 23 (122).

[4] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 342/9.

[5] Sahih-i Buhârî, Salât 81.


﴿ قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَدًا ﴿٢٠﴾ قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ﴿٢١﴾ قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًاۙ ﴿٢٢﴾ اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ﴿٢٣﴾ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا ﴿٢٤﴾

20-24. Ey Resûlüm! De ki: ″Ben ancak Rabbime ibâdet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.″* De ki: ″ Doğrusu ben, sizin için bir zarara ve bir faydaya muktedir değilim.* Şüphesiz (Allah’a isyan edersem), beni O’nun azâbından hiç kimse kurtaramaz ve O’ndan başka bir sığınacak bulamam.* Benim vazifem, ancak Allah’ın emirlerini tebliğ etmek ve O’nun Peygamberlik görevini yerine getirmektir. Her kim Allah’a ve Resûlüne isyan ederse, şüphesiz onlar için Cehennem ateşi vardır ve orada ebedî olarak kalacaklardır.* Nihâyet onlar, kendilerine vaad olunan azâbı gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.″

İzah: Âyet-i Kerîme’de: ″Doğrusu ben, sizin için bir zarara ve bir faydaya muktedir değilim″ diye buyrulmaktadır. Bu ifadeden maksat, Ben size bir zarar vermeğe veya sizden bir zararı defetmeye ve size bir fayda kazandırmaya, ben kendim muktedir değilim, bütün bunları yaratacak olan ancak Allah’tır. Ben size karşı ancak peygamberlik vazifemi yerine getiriyorum, sizi irşada çalışıyorum, bu vazifemi terk etmeğe selâhiyetim yok, demektir.


﴿ قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَدًا ﴿٢٥﴾ عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ ﴿٢٦﴾ اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًاۙ ﴿٢٧﴾ لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا ﴿٢٨﴾

25-28. Ey Resûlüm! De ki: ″Vaad olunduğunuz azap, yakın mıdır yoksa Rabbim daha erteleyecek midir, bilemiyorum?″* Gaybı bilen O’dur. Gaybını kimseye bildirmez.* Ancak rızâsına nâil olan Resuller müstesnâ. Allah’u Teâlâ, onların önleri ve arkaları sıra muhafız melekler yürütür.* Bu ise, Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini, o Resûlün bilmesi içindir. Ve onların yanlarında olanı ilmen kuşatmıştır. O, her şeyi bir bir sayıp bilmiştir.

İzah: Allah’u Teâlâ, sâdece kendisinin bildiği gaybî ilmi, yarattıklarından hiç­bir kimseye bildirmez. Ancak rızâsına nâil olan Resulleri müstesnâ. Allah’u Teâlâ gaybe dair bâzı bilgileri bunlara bildirir. Allah’u Teâlâ, rızâsına nâil olan Resullerin önleri ve arkaları sıra onu koruyan melekler gönderir. Böylece o Resullere bildirdiği gay­bı, şeytanlar ve cinler çalamazlar ve bunlar, bu gayb haberlerini getiren melekle­rin şekline giremezler.