TALÂK SÛRESİ

Bu sûre 12 âyettir. Medîne döneminde nâzil olmuştur. Talak’ın (boşanmanın) nasıl yapılması gerektiğine dair hükümleri ihtivâ ettiği için ″Talâk Sûresi″ ismi verilmiştir.


﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

﴿ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْرًا ﴿١﴾

1. Ey Peygamber! Zevcelerinizi boşamak istediğinizde, (cimâ vukû bulmayan) temizlik zamanlarında boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. (İddetleri sona erinceye kadar) onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Eğer açık bir kötülük yapmışlarsa müstesnâ. İşte bu, Allah’ın hudûdudur. Her kim Allah’ın hudûdunu aşarsa, mutlaka kendi nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah’u Teâlâ, bundan sonra iki taraf hakkında hayırlı olacak bir hâl meydana getirir.

İzah: Hâmile olan kadınların iddeti; gerek boşanmış olsun, gerek kocaları ölmüş olsun, gerek hür, gerek câriye olsun doğum yapmalarıyla biter. Eğer boşanmış kadın adet görenler­den ise, iddeti üç defa adet görmesi ile biter. Fakat Sûre-i Talâk, Âyet 4’te de geçtiği üzere, küçük yaşta veya büyük olduğu halde adet görmeyenlerden ise iddeti üç aydır.

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem de Hz. Hafsa’yı boşamıştı. İddet müddeti henüz bitmemişken, Allah’ın emri üzerine onu tekrar nikâhına almıştır.

Bu hususta Ukbe İbn-i Âmir el-Cühenî Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle buyrulmuştur:

طَلَّقَ حَفْصَةَ فَبَلَغَ ذَلِكَ عُمَرَ بن الْخَطَّابِ، فَوَضَعَ التُّرَابَ عَلَى رَأْسِهِ، فَقَالَ: مَا يَعْبَأُ اللّٰهُ بِكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ بَعْدَ هَذَا، فَنَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلامُ، فَقَالَ: إِنَّ اللّٰهَ تَعَالَى يَأْمُرُكَ أَنْ تُرَاجِعَ حَفْصَةَ رَحْمَةً لِعُمَرَ (طب عن عقبة بن عامر الجهنى)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in, (Hz. Ömer’in kızı) Hz. Hafsa’yı boşadığı haberi Hz. Ömer b. el-Hattab’a ulaştığında, başına toprak saçarak dedi ki: ″Bundan sonra Allah’u Teâlâ sana önem vermeyecek Ey Hattab’ın oğlu!″ Bunun üzerine Cebrâil Aleyhisselâm inip Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e, ″Allah’u Teâlâ, Ömer’e rahmet olarak Hafsa’yı geri döndürmeni emrediyor″ dedi.[1]

Yine bu husus Hz. Ömer b. el-Hattab Radiyallâhu anhu’dan da şöyle nakledilmiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ طَلَّقَ حَفْصَةَ ثُمَّ رَاجَعَهَا (ه عن عمر بن الخطاب)

″Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Hafsa’yı boşamış sonra ona geri dönüş yapmıştır.″[2]

Bu âyette geçen temizlik zamanlarında boşamayla ilgili de İbn-i Ömer Radiyallâhu anhumâ:

قَرَأَ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمْ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ} لِقُبُلِ عِدَّتِهِنَّ قَالَ مَالِك يَعْنِي بِذَلِكَ أَنْ يُطَلِّقَ فِي كُلِّ طُهْرٍ مَرَّةً قَالَ مَالِك يَعْنِي بِذَلِكَ أَنْ يُطَلِّقَ فِي كُلِّ طُهْرٍ مَرَّةً (موطأ عن ابن عمر)

″Ey Peygamber! Zevcelerinizi boşamak istediğinizde, (cimâ vukû bulmayan) temizlik zamanlarında boşayın ve iddeti sayın…″ diye geçen âyeti; ″İddetlerinin önünde boşayın″ diyerek okumuştur. İmam Mâlik der ki: ″Bununla, her temizlik devresinde bir kereboşaması gerektiği kastedilmiştir.″[3]

Boşanma iki çeşittir: Biri sünnet üzere olan boşanma, diğeri de bid’at üzere olan boşanmadır.

1. Sünnet üzere olan boşanma: Bu da iki çeşittir. Biri Ahsen olan boşanma, diğeri de Hasen olan boşanmadır.

a. Ahsen boşanma: Kadına cinsi yakınlıkta bulunmadığı temizlik hâlinde onu bir talak ile boşayarak, iddet (üç hayız hâli) geçinceye kadar kadını terk etmektir. Sahabe-i Güzîn, üç hayız süresi olan iddet müddeti içerisinde bir talak ile boşamayı güzel görmüşlerdir. Böylece kadının iddeti bittiğinde, bu kimse hanımını bir talakla boşamış olur. Bu kimse aradan uzun bir süre geçse dahi, bu kadın ile tekrar evlenmek istediğinde, o kadın da râzı olursa, tekrar mehir belirlenerek nikâh yapabilir.

b. Hasen boşama: Kadını içinde cinsi yakınlık bulunmayan üç temizlik devresinde birer defa boşamaktır. Yani her temizlik devresinin sonunda bir kere boşamaktır. Böylece her temizlik devresinde bir talak düşer ve bu üç temizlik devresinin sonunda kişinin nikâhı tamamen düşmüş olur. Böylece artık hanımına dönüş yapamaz.

Eğer bir kadın küçük veya yaşlı olduğu için aybaşı hâlini görmüyor ve kocası da onu üç talak ile ve sünnete uygun olarak boşamak istiyorsa, önce onu bir talak ile boşadıktan sonra birer ay ara ile iki kez daha birer talak ile boşar. Zîrâ bu kadın hakkında bir aylık süre, bir aybaşı hâlini görmek hükmündedir. Allah’u Teala Sure-i Talâk, Âyet 4’te: Hayızdan kesilen zevcelerinizin iddetinde şüphe ederseniz, onların iddeti üç aydır. Henüz hayız görmeyenlerin iddetleri de böyledir. Gebe kadınların iddeti ise, çocuklarını doğuruncaya kadardır…″ diye buyurmuştur.

Kişi ay hâli görmeyen kadınla cinsel ilişkide bulunmuş olsun olmasın onu istediği zaman boşayabilir.

Gebe olan kadını ise, cinsel ilişkiden hemen sonra dahi boşamak câizdir. Çünkü bu kadının iddeti doğum yapmakla bittiği için onunla cinsel ilişkide bulunmanın iddetini değiştirmek yönünden bir rolü yoktur.

Eğer bir kimse, kendisiyle ilişkiye girdiği ve ay hâlini gören karısına: ″Sen benden üç talak ile ve sünnete uygun olarak boşsun″ der ve bu sözü ile hiçbir şeyi kastetmezse, karısı her bir temizlik hâlinde bir talak ile kendisinden boşanmış olur. Yani her temizlik devresinde bir talakı düşmüş olur.[4]

2. Bid’at üzere olan boşanma: Bir kelime ile yahut bir temizlik hâlinde üç talak ile boşamaktır.[5] Bir kimse bunları yaparsa karısı boş olur. Fakat bu fiili işleyen kişi, ağır bir haram işlemiş olur. Ancak bu durum, kişi buna kesin olarak kastederse böyledir.

Bu hususta Abdullah İbn-i Yezid İbn-i Rükâne, babasından, o da dedesinden şu Hadis-i Şerif’i nakletmiştir:

قلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ إنِّى طَلَّقْتُ امْرأتِي ألْبَتَّةَ، فقَالَ: مَا أرَدْتَ بِهَا، قُلْتُ: وَاحِدَةً، فقَالَ: وَاللّٰهِ مَا أرَدْتَ بِهَا إلَّا وَاحِدَةً؟ قُلْتُ: وَاللّٰهِ مَا أرَدْتُ بِهَا إلَّا وَاحِدَةً، فَقَالَ: هُوَ مَا أرَدْتَ، فَرَدَّهَا إلَيْهِ، فَطَلَّقَهَا الثَّانِيَةَ فِي زَمَنِ عُمَرَ، وَالثَّالِثَةَ فِى زَمَنِ عُثْمَانَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا (د ت عن عبد اللّٰه بن يزيد بن ركانة عن أبيه عن جده)

Dedim ki: ″Yâ Resûlallah! Vallâhi, ben hanımımı kesinlikle boşadım.″ Bana: ″Peki, bununla ne kastettin?″ diye sordu. ″Bir talak kastettim″ dedim. Bunun üzerine: ″Bununla bir kastettiğine dair Allah’a yemin eder misin?″ dedi. Ben de: ″Vallâhi, bununla sâdece bir talak kastettim″ dedim. Bunun üzerine: ″O halde bu senin kastettiğin şekildedir!″ buyurdu ve kadını ona geri verdi. O ise, hanımı ikinci kere Hz. Ömer zamanında, üçüncü kere de Hz. Osman zamanında boşadı.[6]

Bir kimse üç talâkın birden boş olmasına niyet ederek yani ″Üç talakla boş ol veya üçten dokuza boş ol″ gibi lafızlarla karısını boşarsa, hemen üç talâk ile boş olmuş olur. Böylece onun geri dönüş hakkı olmaz.

Bu hususta da Mücâhid Hazretlerinden, İbn-i Abbas Hazretlerinin yaptığı uygulama şöyle nakledilmiştir:

كُنْتُ عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ إِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلَاثًا قَالَ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ رَادُّهَا إِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ يَنْطَلِقُ أَحَدُكُمْ فَيَرْكَبُ الْحُمُوقَةَ ثُمَّ يَقُولُ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ وَإِنَّ اللّٰهَ قَالَ {وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا} وَإِنَّكَ لَمْ تَتَّقِ اللّٰهَ فَلَمْ أَجِدْ لَكَ مَخْرَجًا عَصَيْتَ رَبَّكَ وَبَانَتْ مِنْكَ امْرَأَتُكَ وَإِنَّ اللّٰهَ قَالَ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمْ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ} (د عن مجاهد)

İbn-i Abbas’ın yanındayken adamın birisi geldi ve karısını bir defada üç talakla boşadığını söyledi. İbn-i Abbas, bunun üzerine sustu. İbn-i Abbas’ın, kadını ona geri döndüreceğini zannettim. Sonra ise şöyle dedi: ″Biriniz kalkıp ahmaklık ediyor. Sonra da İbn-i Abbas, İbn-i Abbas yetiş!″ diye feryad ediyor. Allah’u Teâlâ bu konuda Sûre-i Talâk, Âyet 2’de: ″Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ ona bir çıkış yolu nasip eder″ diye buyuruyor. Ama sen bu konuda Allah’tan korkmadın. Sana bu konuda bir çıkış yolu bulamam. Sen Rabbine karşı geldin ve hanımın da senden boş oldu. Halbuki Allah’u Teâlâ Sûre-i Talâk, Âyet 1’de şöyle buyuruyor: ″Ey Peygamber! Zevcelerinizi boşamak istediğinizde, (cimâ vukû bulmayan) temizlik zamanlarında boşayın ve iddeti sayın…″[7]

Ancak bir kimse üç talakı kastetmeksizin açık bir şeklide boşanma lafzını tekrar tekrar söylese de, bu bir talak sayılır. Bu hususta da İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ şöyle buyurmuştur:

إذَا قَالَ: أنْتِ طَالِقٌ. أنْتِ طَالِقٌ. أنْتِ طَالِقٌ ثَثَ مَرَّاتٍ، فَهِيَ وَاحِدَةٌ، إنْ أرَادَ التَّوْكِيدَ لِ‘ُولى، أوْ كَانَتْ غَيْرَ مَدْخُولٍ بِهَا (رزين عن ابن عباس)

Erkek hanımına: ″Sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun″ diye üç kere söylerse bu, bir boşama sayılır, yeter ki bunlarla birinci defadaki söylediği, ″Sen boşsun!″ sözünü te’kid etmeyi kastetmiş olsun veya hanımıyla henüz gerdek yapmamış olsun.[8]

Bid’at olan talakın vebâli hakkında Mahmud b. Lebid Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakleder:

أُخْبِرَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلَاثَ تَطْلِيقَاتٍ جَمِيعًا فَقَامَ غَضْبَانًا ثُمَّ قَالَ أَيُلْعَبُ بِكِتَابِ اللّٰهِ وَأَنَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ حَتَّى قَامَ رَجُلٌ وَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَلَا أَقْتُلُهُ (ن عن محمود بن لبيد)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e, adamın birinin karısını bir defada üç talakla boşadığı haberi verildiği zaman, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, öfkeli bir şekilde ayağa kalktı ve ″Ben henüz içinizde iken Allah’ın kitabıyla mı oynuyorsunuz?″ buyurdu. Bunun üzerine de bir adam kalkıp dedi ki: ″Yâ Resûlallah! Gidip onu öldüreyim mi?″[9]

Bu husus İmam Mâlik’in Muvatta adlı eserinde de şöyle geçmektedir:

أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَجُلًا قَالَ لِعَبْدِ اللّٰهِ بْنِ عَبَّاسٍ إِنِّي طَلَّقْتُ امْرَأَتِي مِائَةَ تَطْلِيقَةٍ فَمَاذَا تَرَى عَلَيَّ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ طَلُقَتْ مِنْكَ لِثَلَاثٍ وَسَبْعٌ وَتِسْعُونَ اتَّخَذْتَ بِهَا آيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا (موطأ عن مالك)

Bana ulaştığına göre adamın biri İbn-i Abbas’a dedi ki: ″Karımı yüz talakla boşadım. Durumum hakkında ne dersin? İbn-i Abbas ona dedi ki: ″Üç talakla karın senden boş oldu. Kalan doksan yedi talakla da sen Allah’ın âyetleriyle alay etmiş oldun.″[10]

Ayrıca kişi karısını ric’i[11] olarak bir veya iki talak ile boşadığı zaman eğer iddeti daha bitmemiş ise, kadın istemese bile kocası onu bir daha nikâhı altına alabilir. Zîrâ Allah’u Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 231’de: ″Zevcelerinizi boşadığınızda, iddetleri tamam olacağı zaman, ya iyilikle tutun ya da iyilikle bırakın…″ diye buyurarak, ″Eğer kadın isterse″ diye bir kayıt koymamıştır. Ancak kocasının ona dönüş yapabilmesi için iddetinin daha bitmemiş olması gerekir.[12]

Yine kinayeli sözlerle yapılan boşama da, ancak niyet ve durumun delâletine göre olur. Meselâ: İpin boynunda olsun, sen ayrıldın, sen bana haramsın, ailene dön, seni serbest bıraktım, hürsün, çık git gibi ifadelerdir. Bu şekilde kişi hanımını boşamayı kastederek, bunun gibi kinayeli lafızları kullanırsa, bu kimse bâin talak[13] ile hanımını boşamış olur.

Bu hususta şu hâdise nakledilmiştir:

وعن مَالِك: أنَّهُ بَلَغَهُ أنَّهُ كُتِبَ إلى عُمَرَ بنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه مِنَ الْعِرَاقِ: أنَّ رَجُلًا قَالَ مْرأتِهِ: حَبْلُكِ عَلى غَارِبِكِ، فَكَتَبَ إلى عَامِلِهِ: أنْ مُرْهُ أنْ يُواَفِيَنِي بِمَكَّةَ في الْمَوْسِمِ، فَبَيْنَمَا عُمَرُ يَطُوفُ إذْ لَقِيَهُ الرَّجُلُ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ، فقَالَ لَهُ عُمَرُ: مَنْ أنْتَ؟ فقَالَ: أنَا الَّذِي أمَرْتَ أنْ أُجْلَبَ إلَيْكَ، فقَالَ لَهُ عُمَرُ: أسْألَكَ بِرَبِّ هذِهِ الْبَنِيَّةِ، مَاذَا أرَدْتَ بِقَوْلِكَ: حَبْلُكَ عَلى غَارِبِكَ؟ فقَالَ الرَّجُلُ: لَوِ اسْتَحْلَفْتَنِي فِي غَيْرِ هذَا المَكَانِ مَا صَدَقْتُكَ: أرَدْتُ بِذلِكَ الْفِرَاقَ فقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: هُوَ مَا أرَدْتَ (أخرجه مالك)

İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. Ömer’e, Irak’tan yazılarak sorulmuştur: Bir erkek hanımına: ″Senin ipin boynundadır (dilediğin yere gidebilirsin)″ dedi. (Yani, ″Bunun hükmü nedir, hanımı boş mu değil mi?″ diye sordular)″ Hz. Ömer, bunun üzerine oradaki memuruna: ″Hac mevsiminde beni Mekke’de bulmasını emret!″ diye yazdı... Hz. Ömer, tavaf yaparken adam yanına gelip selâm verdi. Hz. Ömer ona: ″Sen kimsin?″ diye sordu. Adam kendini tanıtarak, ″Ben seni bulmamı emrettiğin (Iraklı) kimseyim!″ dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: ″Ben sana şu Beyt-i Muazzama’nın Rabbi adına soruyorum; ″İpin boynundadır″ derken ne kastettin?″ dedi. Adam: ″Sen bu mukaddes mekândan başka bir yerde yemin verseydin sana doğruyu söylemezdim. Ben bununla ayrılık kastetmiştim″ dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: ″Bunun hükmü senin kastettiğin şeydir″ buyurdu.[14]

Yine Hanefi Mezhebi’nde talak ile ilgili verilen fetvâlardan bâzıları şöyledir:

- Bir kimse karısını hayızlı iken boşarsa, sahih olan kavle göre tekrar ona dönmesi vâciptir. Hayız hâli geçip temizlenince dilerse onu boşar, dilerse de nikâhı altında tutar.

Bu husus Abdullah İbn-i Ömer Radiyallâhu anhumâ’dan şöyle nakledilmiştir:

طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهِيَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِرَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ إِنْ شَاءَ طَلَّقَهَا قَبْلَ أَنْ يُجَامِعَهَا وَإِنْ شَاءَ أَمْسَكَهَا فَإِنَّهَا الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللّٰهُ (ه عن ابن عمر)

Karım, ay başı âdeti içinde iken ben onu boşadım. Babam Ömer Radiyallâhu anhu, bu durumu Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlattı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: ″Oğlun Abdullah’a emret, karısına geri dönsün. Sonra kadın temizlenip, tekrar aybaşı âdetini görüp bundan sonra tekrar temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın. Sonra oğlun dilerse, onunla cinsel ilişkide bulunmaksızın boşayabilir. Dilerse de onu nikâhı altında tutabilir. İşte Allah’u Teâlâ’nın belirlediği iddet budur.″[15]

- Kişi öfke hâlinde karısını boşamışsa, onun bu sözü geçersizdir. Bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

لَا طَلَاقَ وَلَا عَتَاقَ فِي غِلَاقٍ (د عن عائشة)

″Öfke hâlinde ne boşama olabilir, ne de (köle veya câriyeyi) azat etmek olabilir.″[16]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

كُلُّ طَلَاقٍ جَائِزٌ إِلَّا طَلَاقَ الْمَعْتُوهِ الْمَغْلُوبِ عَلَى عَقْلِهِ (ت عن ابى هريرة) فِى رِوَايَةٍ: كُلُّ طَلَاقٍ وَاقِعٌ إِلَّا طَلاَقُ الصَّبِيِّ وَالْمَجْنُونِ.

″Her yapılan talak geçerlidir, ancak aklî dengesi yerinde olmayanın yaptığı talak geçersizdir.″[17] Bir rivâyette de: ″Her talak câizdir. Ancak sâbi (büluğa ermemiş) ile delirmiş olanın talakı câiz değildir″[18] diye geçmektedir.

Hanefi Mezhebi’ne göre, bu ve benzeri hadislerden dolayı, kişi öfke hâlinde kendini kaybederek karısını boşarsa, bu boşama sayılmaz. Çünkü öfke gelirse akıl gider, akıl giderse boşama sahih olmaz.

Yine Hanefi Mezhebi’ne göre; karısını boşamak için kendisine cebredilen[19] kimse de, karısını boşamayı kastetmiştir. Çünkü kendisine cebredilen kimse, ya karısını boşamak ya da öldürülmek gibi iki şer arasında kaldığını bilmiştir. Dolayısıyla bu durumda kişi ehven-i şer olan karısını boşamayı tercih etmiştir.[20]

Hanefi imamlarına göre, sarhoş bir kimse karısını boşasa veya kölesini azat etse, karısı boş, kölesi de azat olur.[21]

Kadının mehrini iâde etmesi durumunda, kocasından ayrılabileceğine dair de Ebû Zübeyr Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّ ثَابِتَ بْنَ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ كَانَتْ عِنْدَهُ زَيْنَبُ بِنْتُ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ أُبَىِّ ابْنِ سَلُولٍ وَكَانَ أَصْدَقَهَا حَدِيقَةً فَكَرِهَتْهُ فَقَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتَرُدِّينَ حَدِيقَتَهُ الَّتِى أَعْطَاكِ. قَالَتْ نَعَمْ وَزِيَادَةً . فَقَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَّا الزِّيَادَةُ فَلاَ وَلَكِنْ حَدِيقَتَهُ. قَالَتْ نَعَمْ. فَأَخَذَهَا لَهُ وَخَلَّى سَبِيلَهَا (قط عن ابو الزبير)

Sâbit b. Kays’ın yanında Abdullah İbn-i Übeyy İbn-i Selûl’ün kızı bulunuyordu. Sâbit ona mehir olarak bir bahçe vermişti. Sâbit’in zevcesi; aralarındaki huzursuzluk sebebiyle (kocasından ayrılmak için) Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi (durumu anlattı). Peygamberimiz de ona dedi ki: ″Kocanın mehir olarak sana verdiği bahçeyi geri verir misin?″ Sâbit’in hanımı: ″Evet, fazlasını da verebilirim″ dedi. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ″Fazlasına gerek yok, sâdece mehrin olan bahçeyi vermen yeterli″ buyurması üzerine Sâbit’in hanımı: ″Evet″ diyerek kabul etti. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem de, kadından mehrini alıp Sâbit’e verdi ve kadını salıverdi.[22]

Boşanmanın Allah katında sevilmeyen bir helâl olduğu hakkında da Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَا أَحَلَّ اللّٰهُ شَيْئًا أَبْغَضَ إِلَيْهِ مِنَ الطَّلَاقِ. (د عن ابن عمر)

″Şüphesiz ki Allah tarafından en çok sevilmeyen helâl, talaktır (boşanmaktır).″[23]

Şaka ile de olsa evlenme ve boşanmanın gerçekleşeceğine dair de Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

ثَلَاثٌ جِدُّهُنَّ جِدٌّ وَهَزْلُهُنَّ جِدٌّ: النِّكَاحُ وَالطَّلَاقُ وَالْيَمِينُ.

″Üç şey vardır ki ciddileri de ciddidir, şakaları da ciddidir. Bunlar: Nikâh, talak ve yemindir.″[24]

Yine bu hususta İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

طَلَّقَ رَجُلٌ اِمْرَأَته وَهُوَ يَلْعَب لَا يُرِيدُ الطَّلَاق فَأَنْزَلَ اللّٰه وَلَا تَتَّخِذُوا آيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا فَأَلْزَمَهُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الطَّلَاق (ابن كثير، التفسير القران العظيم عن ابن عباس)

Bir adam karısını boşadı. Halbuki o, eğleniyordu ve talakı kasdetmiyordu. Bunun üzerine Hakk Teâlâ: ″… Allah’ın âyetlerini alay konusu yapmayın…″ diye geçen Sûre-i Bakara, Âyet 231’i indirdi. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem de bu boşanmayı geçerli saydı.[25]

Boşanmaya dair yine Sûre-i Bakara, Âyet 228-232 ve izahlarına bakınız.


[1] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 14221; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 4421.

[2] Sünen-i İbn-i Mâce, Talak 1.

[3] İmam Mâlik, Muvatta, Talak 53.

[4] el-Hidâye Tercümesi, c. 2, s. 61-63.

[5] Yine kadını, ay hâlinde boşamak da bid’at olan boşama sayılmıştır.

[6] Sünen-i Tirmizî, Talak 2; Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 10, 14; Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4049.

[7] Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 10; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 4365.

[8] Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4046.

[9] Sünen-i Nesâî, Talak 6.

[10] İmam Mâlik, Muvatta, Talak 2.

[11] Ric’i Talak (geri dönüşü olan boşama): Kocaya yeni bir nikaha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına iddet müddeti içinde dönme imkanı veren boşamadır.

[12] Bakınız: el-Hidâye Tercümesi, c. 2, s. 98.

[13] Bâin Talak; Kocaya boşadığı eşini ancak yeni bir nikâhla dönme imkanı veren boşanma şeklidir. Meselâ şu şekilde olan boşanmalar bâindir: Nikâhtan sonra fakat temastan ve halvet-i sahihadan önceki boşama. Kinayeli sözlerle veya mübâlağa ve şiddeti ifade eden sözlerle yapılan boşama. Kadının isteği ile karşılıklı anlaşarak yapılan boşama. Kişi bir talak ile boşasa dahi iddeti doldurmuşsa bu da bain talak olmuş olur.

[14] İmam Mâlik, Muvatta, Talâk 5; Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4050.

[15] Sünen-i İbn-i Mâce, Talak 2; Sahih-i Buhârî, Talak 2; Sünen-i Tirmizî, Talak 1; Sünen-i Nesâî, Talak 1.

[16] Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 8.

[17] Sünen-i Tirmizî, Talak 15.

[18] Mültekâ Tercümesi, Mevkûfât, c. 1, s. 246.

[19] Başka bir seçeneği kalmayacak şekilde kendisine zor kullanılan.

[20] Mültekâ Tercümesi, Mevkûfât, c. 1, s. 245.

[21] Mültekâ Tercümesi, Mevkûfât, c. 1, s. 245.

[22] Sünen-i Dârukutnî, Hadis No: 3672.

[23] Sünen-i Ebû Dâvud Talak 3.

[24] el-Hidâye Tercümesi, c. 2, s. 174; Mültekâ Tercümesi, Mevkûfât, c. 1, s. 305. Ayrıca bakınız: Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 9; Sünen-i Tirmizî, Talak 9; Sünen-i İbn-i Mâce, Talak 13.

[25] İbn-i Kesir, Tefsir’ul-Kur’ân’il-Azim, c. 1, s. 630.


﴿ فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ ﴿٢﴾ وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا ﴿٣﴾

2-3. Sonra o kadınları, iddetlerini doldurmaya yaklaştıkları vakit, artık onları güzellikle tutun veya güzellikle onlardan ayrılın. Her iki sûrette de sizden âdil olan iki kimseyi şâhit tutun. Ey şâhitler! Şâhitliği Allah için hakkıyla yerine getirin. İşte bu şekilde, Allah’a ve âhiret gününe îman edenlere öğüt verilmektedir. Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ ona bir çıkış yolu nasip eder.* Ve ona, ummadığı yerden rızık verir. Her kim Allah’a tevekkül ederse, artık O, ona yeter. Şüphesiz Allah’u Teâlâ, emrini yerine getirendir. Şüphesiz Allah’u Teâlâ, her şey için bir ölçü tayin etmiştir.

İzah: Âyette geçen şâhit tutmayla ilgili olarak Mutarrif b. Abdullah Radiyallâhu anhu diyor ki:

أَنَّ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ سُئِلَ عَنْ الرَّجُلِ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ ثُمَّ يَقَعُ بِهَا وَلَمْ يُشْهِدْ عَلَى طَلَاقِهَا وَلَا عَلَى رَجْعَتِهَا فَقَالَ طَلَّقْتَ لِغَيْرِ سُنَّةٍ وَرَاجَعْتَ لِغَيْرِ سُنَّةٍ أَشْهِدْ عَلَى طَلَاقِهَا وَعَلَى رَجْعَتِهَا وَلَا تَعُدْ (د عن مطرف بن عبد اللّٰه)

İmran b. Huseyn Radiyallâhu anhu’ya karısını boşayıp iddeti bitmeden geri döndürüp onunla ilişkiye giren, ne boşamasını ne de döndürmesini şâhitlendirmeyen adamın durumu sorulduğu zaman dedi ki: ″Sünnete aykırı bir şekilde boşadın ve sünnete aykırı bir şekilde onu geri döndürdün. Boşarken de döndürürken de buna şâhit bulundur ve bir daha da bunu tekrar etme.″[1]

Yine bu âyetlerle ilgili olarak Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّخِذُوا تَقْوَى اللّٰهِ تِجَارَةً يَأْتِيَكُمُ الرِّزْقُ بِلا بِضَاعَةٍ وَلا تِجَارَةٍ ثُمَّ قَرَأَ: وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا، وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ (طب عن معاذ بن جبل)

″Ey insanlar! Ticaretiniz Allah’ın takvâsı olsun ki, rızık size mal ve ticaret olmadan da gelir.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, sonra Sûre-i Talâk, Âyet 2-3’te ki: ″Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ ona bir çıkış yolu nasip eder.* Ve ona, ummadığı yerden rızık verir…″ diye geçen buyruğu okudu.[2]

Yine bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنِّيلأَعْلَمُ آيَةً لَوْ أَنَّ النَّاسَ أَخَذُوا بِهَا لَكَفَتْهُمْوَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ فَمَا زَالَ يَقُولُهَا وَيُعِيدُهَ (هب عن ابى ذر)

″Ben öyle bir âyet biliyorum ki, eğer insanlar onun gereğini yerine getirecek olurlar­sa, şüphesiz ki bu onlara yeter.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem sonra Sûre-i Talâk, Âyet 2-3’te ki: ″Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ ona bir çıkış yolu nasip eder.* Ve ona, ummadığı yerden rızık verir…″ diye geçen buyruğu okudu ve bunu defalarca tekrarlayıp durdu.[3]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

مَنِ انْقَطَعَ إِلَى اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ كَفَاهُ اللّٰهُ كُلَّ مَئُونَةٍ وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ وَمَنِ انْقَطَعَ إِلَى الدُّنْيَا وَكَّلَهُ اللّٰهُ إِلَيْهَا (هب عن عمران بن الحصين)

″Kim herkesten ümidini kesip yalnızca ümidini Al­lah’a bağlarsa, Allah’u Teâlâ ona ummadığı yerden rızık verir. Kim de ümidini dünyâya bağlayacak olursa, Allah’u Teâlâ da onu dünyâsı ile baş başa bırakır.″[4]


[1] Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 5; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 4416.

[2] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 16616; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 7284

[3] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 1322; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 20571; Sünen-i İbn-i Mâce, Zühd 24.

[4] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 1341; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 6273.


﴿ وَالّٰٓـ۪ٔي يَئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓـ۪ٔي لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْرًا ﴿٤﴾

4. Hayızdan kesilen zevcelerinizin iddetinde şüphe ederseniz, onların iddeti üç aydır. Henüz hayız görmeyenlerin iddetleri de böyledir. Gebe kadınların iddeti ise, çocuklarını doğuruncaya kadardır. Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ ona işinde bir kolaylık nasip eder.


﴿ ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَهُٓ اَجْرًا ﴿٥﴾

5. İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Her kim Allah’tan korkarsa, Allah’u Teâlâ onun günahlarını örter ve onun mükâfatını büyütür.


﴿ اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَٓارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّۜ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۚ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۚ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍۚ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُٓ اُخْرٰىۜ ﴿٦﴾

6. Boşadığınız zevcelerinizi (iddetleri süresince), durumunuza göre kaldığınız yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya düşürmek için zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, çocuklarını doğuruncaya kadar ihtiyaçlarını verin. Çocuklarınızı emzirirlerse, ücretlerini de verin. Bu hususta, aranızda güzel bir şekilde müşâvere ederek karar verin. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başkası (sütanne) emzirecektir.


﴿ لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا۟ ﴿٧﴾

7. Hâli geniş olan, genişliğine göre infak etsin. Rızkı dar olan da Allah’u Teâlâ’nın ona verdiğinden infak etsin. Allah’u Teâlâ bir kimseyi, ancak ona verdiği şeyle mükellef tutar. Allah’u Teâlâ, bir güçlüğün arkasından bir kolaylık nasip eder.

İzah: Bu Âyet-i Kerîme hakkında Ebû Mâlik Radiyallâhu anhu’dan şu hâdise nakledilmiştir:

ثَلاثَةُ نَفَرٍ كَانَ لأَحَدِهِمْ عَشَرَةُ دَنَانِيرَ فَتَصَدَّقَ مِنْهَا بِدِينَارٍ وَكَانَ لآخَرَ عَشَرَةُ أَوَاقٍ فَتَصَدَّقَ مِنْهَا بِأُوقِيَّةٍ وَآخَرُ كَانَ لَهُ مِائَةُ أُوقِيَّةٍ فَتَصَدَّقَ بِعَشَرَةِ أَوَاقٍ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: هُمْ فِي الأَجْرِ سَوَاءٌ كُلٌّ قَدْ تَصَدَّقَ بِعُشْرِ مَالِهِ قَالَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ: {لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ} [الطلاق: 7] (طب عن ابى مالك الاشعرى)

Üç kişi vardı. Bunlardan birisinin on dinarı bulunuyordu, bundan bir dinar sadaka verdi. Diğerinin on okkası vardı, o da bir okka tasadduk etti. Üçüncüsünün de yüz okkası vardı, bundan on okka sadaka verdi. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Bu üçünün mükâfatı eşittir, çünkü her biri malının onda birini tasadduk etti″ buyurdu. Ve Allah’u Teâlâ Sûre-i Talâk, Âyet 7’de: ″Hâli geniş olan, genişliğine göre infak etsin…″ diye buyuruyor, dedi.[1]


[1] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 3361.


﴿ وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه۪ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَد۪يدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا ﴿٨﴾ فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْرًا ﴿٩﴾

8-9. Birçok belde ahâlisi, Rablerinin ve Resullerinin emrinden çıkıp azdılar. Biz de onları şiddetli bir hesaba çektik ve onlara büyük bir azap ile azap ettik.* Onlar, küfür ve isyanlarının cezâsını tattılar ve işlerinin âkıbeti hüsrân oldu.


﴿ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ ۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ ۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًاۙ ﴿١٠﴾ رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا ﴿١١﴾

10-11. Allah’u Teâlâ, (âhirette) onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Ey Allah’a îman eden hâlis akıl sahipleri! Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, size bir zikir (Kur’ân) indirmiştir.* Îman edip sâlih amellerde bulunanları, zulumâttan nûra çıkarmak için size Allah’ın âyetlerini okuyan bir Resûl göndermiştir. Her kim Allah’a îman eder ve sâlih amelde bulunursa, Allah’u Teâlâ onu altlarından nehirler akan, içinde ebedî kalacakları Cennetlere girdirir. Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, onun için güzel bir rızık ihsan buyurmuştur.


﴿ اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا ﴿١٢﴾

12. Yedi göğü ve yerden de bir o kadar yaratan Allah’tır. Bunlar arasında emri cereyan eder ki, şüphesiz Allah’u Teâlâ’nın her şeye kâdir olduğunu ve muhakkak Allah’u Teâlâ’nın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

İzah: Âyet-i Kerîme’de göğün yedi kat olduğu gibi yerin de ye­di kat olduğundan bahsedilmektedir.

Bu hususta Suhayb Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle buyrulmuştur:

Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem içine girmek is­tediği bir belde gördüğünde, mutlaka şöyle duâ ederdi:

اَللّٰهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَمَا أَظْلَلْنَ، وَرَبَّ الأَرَضِينَ السَّبْعِ وَمَا أَقْلَلْنَ، وَرَبَّ الشَّيَاطِينِ وَمَا أَضْلَلْنَ، وَرَبَّ الرِّيَاحِ وَمَا ذَرَيْنَ، إِنَّا نَسْأَلُكَ خَيْرَ هَذِهِ الْقَرْيَةِ، وَخَيْرَ أَهْلِهَا، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا، وَشَرِّ أَهْلِهَا (ك طب عن صهيب)

″Yedi göğün ve onların gölgelediklerinin Rabbi, yedi arzın ve onların taşıdıklarının Rabbi, şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi, rüzgârların ve sa­vurduklarının Rabbi olan Allah’ım! Biz Senden bu beldenin hayrını, bura­nın ahâlisinin hayrını dileriz. Buranın ahâlisinin ve içinde bulunan­ların şerrinden de Sana sığınırız.″[1]

Yine bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَخَذَ شِبْرًا مِنَ الْأَرْضِ ظُلْمًا فَإِنَّهُ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ (م عن سعيد بن زيد)

″Her kim haksız yere, başkasının yerinden bir karış dahi alacak olursa, mahşer gününde yedi kat yer onun boynuna do­lanmış olarak gelecektir.″[2]


[1] Hâkim, Müstedrek, Hadis No: 1586; Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 7147.

[2] Sahih-i Müslim, Musâkât 30 (137).