TEKÂSÜR SÛRESİ

Bu sûre 8 âyettir. Mekke döneminde nâzil olmuştur. İsmini, ilk âyetinde ″Çoklukla övünmek″ anlamına gelen ″Tekâsür″ kelimesinden almıştır.

Bu sûre hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَرَأَ فِي لَيْلَةٍ أَلْفَ آيَةٍ لَقِيَ اللّٰهَ وَهُوَ ضَاحِكٌ فِي وَجْهِهِ قِيلَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَمَنْ يَقْوَى عَلَى قِرَائَةِ أَلْفِ آيَةٍ؟ فَقَرَأَ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِأَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُإِلَى آخِرِهَا ثُمَّ قَالَ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ أَلْفَ آيَةٍ. (الديلمى خط عن عمر)

″Kim bir gecede bin âyet okursa Allah’a kavuştuğunda onu kendisinden hoşnut olarak bulur.″ ″Yâ Resûlallah! Bin âyet okumaya kimin gücü yeter?″ diye sordular. Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem hemen, ″Bismillâhirrahmânirrahîm, Elhâküm’üt-tekâsür’ü″ sonuna kadar okudu. Sonra şöyle buyurdu: ″Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki bu, bin âyete denktir.″[1]


[1] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 439/2.


﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

﴿ اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ ﴿١﴾ حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ ﴿٢﴾ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ﴿٣﴾ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ ﴿٤﴾ كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ ﴿٥﴾ لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ ﴿٦﴾ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ ﴿٧﴾ ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ ﴿٨﴾

1-8. Çoklukla övünmek, sizi oyaladı.* Tâ ki kabirlere vardınız.* Hayır! Yakında bileceksiniz.* Sonra hayır! Yakında bileceksiniz.* Hayır! Eğer yakîn (kesin) bir ilim ile bilseydiniz (böyle yapmazdınız).* Yemin olsun ki, Cehennemi muhakkak göreceksiniz.* Sonra yemin olsun ki, Cehennemi ayn’el-yakîn (gözünüzle kesin olarak) göreceksiniz.* Sonra yemin olsun ki, o gün her türlü nîmetten muhakkak sorulacaksınız.

İzah: Mal ve evlâdınızın çokluğuyla övünmeniz, kabre varıncaya kadar sizi Allah’a ibâdetten alıkoyup oyaladı. Hayır, oyalanmayın. Şüphesiz kabre varınca, yanıldığınızı, aldandığınızı ve ömür boyunca oyalandığınızı bileceksiniz. Yine oyalanmayın. Şüphesiz yakında bileceksiniz. Bu Âyet-i Kerîme’nin, bir önceki Âyet-i Kerîme’nin tekrarı olarak zikredilmesi, tehdidin şiddeti­ni göstermek içindir. Bu övünmenizin âkibetini yakîn bir ilim ile bilseydiniz, övünmezdiniz. Mahşer gününde mutlaka Cehennemi göreceksiniz. Onu bizzat gö­zünüzle göreceksiniz, demektir.

Bu sûrenin ilk âyeti hakkında Abdullah İbn-i Şıhhîr Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakleder:

Resûlulah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in meclisine vardığımda o, ″Çoklukla övünmek, sizi oyaladı″ diye geçen Sûre-i Tekâsür, Âyet 1’i okumakta idi. Şöyle buyurdu:

يَقُولُ ابْنُ آدَمَ مَالِي مَالِي وَهَلْ لَكَ مِنْ مَالِكَ إِلَّا مَا تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ أَوْ أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ (ت عبد اللّٰه بن الشخير)

- Âdemoğlu, ″Malım malım″ der. Oysa senin malından yiyip de tükettiğin, giyinip de çürüttüğün yahut tasadduk edip de önden gönderdiğinden başka ne vardır?[1]

Yine Âyet-i Kerîme’de: ″Hayır! Yakında bileceksinizdiye buyrulmaktadır. Bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

اَلنَّاسُ نِيَامٌ فَإذَا مَاتُوا انْتَبَهُوا (احياء علوم الدين عن على)

″İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!″[2]

Bu sûrenin son âyeti olan, Sonra yemin olsun ki, o gün her türlü nîmetten muhakkak sorulacaksınız″ buyruğu hakkında da Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ أَوَّلَ مَا يُسْأَلُ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَعْنِي الْعَبْدَ مِنَ النَّعِيمِ أَنْ يُقَالَ لَهُ أَلَمْ نُصِحَّ لَكَ جِسْمَكَ وَنُرْوِيَكَ مِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ (ت عن ابى هريرة)

Mahşer gününde kula sorulacak nîmetlerden ilk şey, ″Sana vücudunu sağlıklı kılmadık mı? Ve sana soğuk sulardan içirmedik mi?″ denilmesidir.[3]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ دَعَا اللّٰهُ عَبْدًا مِنْ عَبِيدِهِ فَيُوقَفُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَيَسْأَلُهُ عَنْ جَاهِهِ كَمَا يَسْأَلُهُ عَنْ مَالِهِ (طب عن ابن عمر)

″Mahşer günü olunca Allah’u Teâlâ kullarından birisini ça­ğıracak, onu önünde durduracak ve ona malı hakkında nasıl soru sorduysa, makam ve mevkiileri hakkında da soracaktır.″[4]


[1] Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 89; Sahih-i Müslim, Zühd 1 (3 Sünen-i Nesâî, Vesâye 1.

[2] İmam Gazâli, İhyâ-u Ulûm’id-Din, c. 4, Hadis No: 17.

[3] Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 89

[4] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 6.