RAHMÂN SÛRESİ

Bu sûre 78 âyettir. Mekke döneminde nâzil olmuştur. Allah’u Teâlâ’nın Esmâ’ul-Hüsnâ’sından olan ″Rahmân″ ismi ile başladığı için ″Rahmân Sûresi″ denilmiştir.

Bu sûre hakkında Câbir Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Ashâbı­nın yanına çıkıp geldi. Onlara Rahmân Sûresi’ni başından sonuna kadar okudu, onlar da sessizce dinlediler. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَقَدْ قَرَأْتُهَا يَعْنِى سُورَةَ الرَّحْمٰنِ عَلَى الْجِنِّ لَيْلَةَ الْجِنِّ فَكَانُوا اَحْسَنُ مَرْدُودًا مِنْكُمْ كُنْتُ كُلَّمَا أَتَيْتُ عَلَى قَوْلِهِ فَبِأَىِّ آلآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانَ قَالُوا وَلَا بِشَيْئِ مِنْ نِعَمِكَ رَبَّنَا نُكَذِّبُ فَلَكَ الْحَمْدُ (ت عن جابر)

Yemin ederim ki, cin gecesi, cinlere Rahmân Sûresi’ni okudum. Sizden daha iyi cevap vererek dinliyorlardı. Rahmân Sûresi’nde geçen: ″(Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?″ âyetine, ne zaman gelirsem şöyle diyorlardı: ″Ey Rabbimiz! Senin nîmetinden hiçbirini yalanlamıyoruz, hamd sana mahsustur.″[1]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

لِكُلِّ شَيْء عَرُوس وَعَرُوس الْقُرْآن سُورَة الرَّحْمَن (هب عن على)

″Her şeyin bir gelini vardır. Kur’ân’ın gelini de Rahmân Sûresi’dir.″[2]


[1] Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 56.

[2] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 2392.


﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

﴿ اَلرَّحْمٰنُۙ ﴿١﴾ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ﴿٢﴾ خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ ﴿٣﴾ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ﴿٤﴾

1-4. Rahmân;* Kur’ân’ı öğretti,* insanı yarattı* ve ona konuşmayı öğretti.


﴿ اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ ﴿٥﴾ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ﴿٦﴾ وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ ﴿٧﴾ اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ ﴿٨﴾ وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ ﴿٩﴾

5-9. Güneş ve ay bir hesap ile hareket eder.* Otlar ve ağaçlar Allah’a secde ederler.* O, semâyı yükseltti ve ölçüyü koydu.* Tâ ki, ölçüde haddi aşmayın* ve ölçüyü adâletle yerine getirin ve noksan etmekten sakının.

İzah: Güneş ve ay bir hesap ile hareket eder″ diye geçen Âyet-i Kerîme’de Allah’u Teâlâ, güneş ve ayın hiç şaşmadan belirli bir ölçü içinde belli bir yörüngede hareket ettiğini haber vermektedir. İşte mevsimlerin de aynı düzende devam etmesi, takvimlerin önceden belirlenebilmesi, ay ve güneş tutulmalarının dahi hangi bölgede ve hangi saatte görüleceğinin önceden hesap edilebilmesi, Allah’ın koymuş olduğu bu ölçüden dolayıdır. Bu da Kur’ân’daki mûcizelerinden biridir.

Yine Âyet-i Kerîme’de: ″Ölçüyü koydu″ diye geçen ifadeden maksat, âlemde yaratılanlar için hak ve adalet sistemini koydu, demektir.


﴿ وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِۙ ﴿١٠﴾ ف۪يهَا فَاكِهَةٌۖ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ ﴿١١﴾ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ ﴿١٢﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٣﴾

10-13. O, yeryüzünü mahlûkat için döşedi.* Orada çeşitli meyveler, tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçları* ve yaprak sahibi taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِۙ ﴿١٤﴾ وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ ﴿١٥﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٦﴾

14-16. Allah’u Teâlâ insanı (Âdem Aleyhisselâm’ı), ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.* Cin’i de dumansız ateş alevinden yarattı.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Bu âyetler ile ilgili olarak Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

خُلِقَتْ الْمَلَائِكَةُ مِنْ نُورٍ وَخُلِقَ الْجَانُّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ وَخُلِقَ آدَمُ مِمَّا وُصِفَ لَكُمْ (م عن عائشة)

″Melekler, nûrdan yaratıldılar. Cinler, dumansız bir ateşten yaratıldı. Âdem ise size anlatılan şekilde topraktan yaratıldı.″[1]

İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan nakledildiğine göre, Kur’ân-ı Kerîm’de kendilerin­den söz edilen cinler, Sûre-i Rahmân, Âyet 15’te geçtiği üzere dumansız ateşten yaratılmışlardır.

Allah’u Teâlâ âyette, Âdem Aleyhisselâm’ı da, çömleğin yapılma sürecinde olduğu gibi, çamurdan yarattığını söylemektedir. Âdem Aleyhisselâm’ın topraktan sûret verilerek yaratılması, çömleğin önceden çamur hâline getirildikten sonra, farklı şekil ve sûretler verilerek yapılması aşamasına benzetilmiştir.


[1] Sahih-i Müslim, Zühd 10 (60).


﴿ رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِۚ ﴿١٧﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿١٨﴾

17-18. O, iki doğunun Rabbidir ve iki batının Rabbidir.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Fahreddin er-Râzi Hazretleri, ″Tefsir-i Kebir″ adlı eserinde, ″O, iki doğunun Rabbidir ve iki batının Rabbidir″ diye geçen Âyet-i Kerîme hakkında şu görüşe yer vermektedir:

- Tesniye (iki), derleyici iki türe işârettir. Çünkü her şey, iki kısımda derlenir, toplanır. Buna göre Hakk Teâlâ sanki: ″Güneşin doğusunun ve güneşin dışında kalanların Rabbi...″ demek istemiştir. O halde, âyette bahsedilen, ″İki doğu″ her şeyi içine alan bir ifade olur. Yahut da şöyle denebilir: ″Allah’u Teâlâ; güneşin, ayın ve insanın bunlar dışında farz edebileceği her şeyin, doğusunun ve batısının Rabbidir.″ O halde âyetteki bu tesniye (iki), çoğul mânâsındadır.

Bu konu hakkında daha farklı görüşler de öne sürülmüştür. En doğrusunu Allah’u Teâlâ bilir.

Bu husus benzer şekilde Sûre-i Sâffât, Âyet 5’te de: O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Ve doğuların Rabbidir″ diye geçmektedir. Bu konu hakkında geniş bilgi için bu Âyet-i Kerîme’nin izahına bakınız.


﴿ مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ﴿١٩﴾ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ ﴿٢٠﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢١﴾ يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ۬ وَالْمَرْجَانُۚ ﴿٢٢﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢٣﴾

19-23. O, iki denizi salıvermiştir, birbirine kavuşurlar.* Aralarında birbirine karışmalarına mâni olan bir perde vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* O iki denizden inci ve mercan çıkar.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Âyet-i Kerîme’de geçen ″İki deniz″ ve ″Aralarında birbirine karışmalarına mâni olan bir perde″den maksadın ne olduğu hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Bâzı müfessirler bunu, Sûre-i Furkan, Âyet 53’te belirtildiği üzere nehirlerin denize girdiği noktalarda sularının birbirlerine karışmaması olarak açıklamışlar­dır. Yine denizlerin birleştiği yerlerde sularının birbirinden farklı özellikte olduğu anlaşılmıştır. Bilimsel olarak yapılan araştırmalarda da Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendeb Boğazı’nda, Kızıldeniz’in suyu ile Hind Okyanusu’nun suyunun birbirine karışmadığını belirlenmiştir.


﴿ وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاٰتُ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِۚ ﴿٢٤﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ﴿٢٥﴾

24-25. Denizde yüzen dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Âyet-i Kerîme’de, dağlar gibi büyük gemilerin denizin üzerinde durmasından bahsedilmektedir. Suya bu kaldırma kuvvetini veren de Allah’tır. O, insanoğlunu diğer varlıklardan üstün yaratmıştır. Bu husus Sûre-i Tîn, Âyet 4’te şöyle geçmektedir:

Muhakkak Biz, insanı en güzel şekilde yarattık.″

Allah’u Teâlâ’nın insanlara verdiği akıl ve yetenek sayesinde, onların böyle dağlar gibi gemiler ve her türlü bilimsel teknolojik aletler yapabilme-leri Allah’ın bir kudretidir.


﴿ كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ ﴿٢٦﴾ وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ ﴿٢٧﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٢٨﴾

26-28. Yer üzerinde bulunan herkes fânidir.* Azamet ve kerem sahibi olan Rabbinin zâtı ise bâkidir.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Âyet-i Kerîme’de geçen ″Azamet ve kerem sahibi″ anlamına gelen ″Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm″ ile ilgili olarak Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

أَلِظُّوا بِيَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ (ت عن انس)

″Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm’ı devamlı söyleyin.″[1]

Bu hususta Sevban Radiyallâhu anhu da şu Hadis-i Şerif’i nakleder:

أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلَاتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ يَقُولُ اللّٰهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ. (حم م د ه ت ن عن ثوبان)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kıldırınca, üç kere ″Estağfirullâh″ der ve akabinde: ″Allâhumme ente’s-selâmu ve minke’s-selâm. Tebârekte Yâ ze’l-Celâli ve’l-İkrâm (Allah’ım! Sen, Selâm’sın. Selâm yalnız Sendedir. Ey Azamet ve kerem sahibi! Sen çok yücesin)″ derdi.[2]


[1] Sünen-i Tirmizî, Daavât 51; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 16935.

[2] Sünen-i İbn-i Mâce, İkâmet’üs-Salât 32; Sahih-i Müslim, Mesâcid 26 (135 Râmûz’ul-Ehâdîs, 527/14.


﴿ يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍۚ ﴿٢٩﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٠﴾

29-30. Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’ndan dilerler. O, her gün bir iştedir.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Bütün melekler, insanlar, cinler Allah’u Teâlâ’dan muhtaç oldukları, arzu ettikleri şeyleri dilerler. Bütün mahlûkat, O’ndan birer lisân-ı hâl ile veya söz ile veya her ikisi ile de birçok şeyler niyaz eder dururlar.

Bu Âyet-i Kerîme şu mânâya da gelebilir: Göklerde ve yerde olan bütün canlıları yaratan, rızkını veren, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan Allah’u Teâlâ’dır. Onlar istese de, istemese de onların bu ihtiyaçlarını karşılar.

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″… O, her gün bir iş­tedir″ buyruğu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

مِنْ شَأْنِهِ أَنْ يَغْفِرَ ذَنْبًا وَيُفَرِّجَ كَرْبًا، وَيَرْفَعَ قَوْمًا وَيَضَعَ آخَرِينَ (طب عن ابى الدرداء)

″Bir günahı bağışlaması, bir sıkıntı­yı gidermesi, bir toplumu yüceltip bir diğerini alçaltması O’nun işidir.″ [1]


[1] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 1769; Sünen-i İbn-i Hibban, Hadis No: 691; Rudani, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 7251.


﴿ سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَ الثَّقَلَانِۚ ﴿٣١﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٢﴾

31-32. Ey insanlar ve cinler! Yakında sizin hesabınızı göreceğiz.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ ﴿٣٣﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٤﴾

33-34. Ey insan ve cin topluluğu! Göklerin ve yerin herhangi bir tarafından çıkabilirseniz çıkın. Halbuki bir kuvvet olmadıkça siz çıkıp gidemezsiniz.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِۚ ﴿٣٥﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٦﴾

35-36. (Ey insan ve cinden kâfir olanlar!) Sizin üzerinize ateşten dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir de ondan kurtulamazsınız.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ ﴿٣٧﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٣٨﴾

37-38. Semâ yarılıp da erimiş yağ gibi kırmızı gül rengini aldığı zaman hâliniz nice olur?* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Bu âyetlerle ilgili olarak nakledilen bir Hadis-i Şerif’te, şöyle buyrulmuştur:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَرَّ بِشَابٍّ يَقْرَأُ :فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ فَوَقَفَ فَاقْشَعَرَّ، وَخَنَقَتْهُ الْعَبْرَةُ، يَبْكِي وَيَقُولُ: وَيْحِي مِنْ يَوْمٍ تَنْشَقُّ فِيهِ السَّمَاءُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مِثْلَهَا يَا فَتَى، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ بَكَتِ الْمَلَائِكَةُ مِنْ بُكَائِكَ (محمد بن نصر عن لقمان بن عامر الحنفي)

Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, bir gencin: ″Semâ yarılıp da erimiş yağ gibi kırmızı gül rengini aldığı zaman hâliniz nice olur?″ âyetini okuduğunu işitti. Bu genç durdu ve tüyleri diken diken oldu. Boğazı düğümlenip ağlamaya başladı. ″Gökyüzünün ayrılacağı gün vay hâlimize!″ dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Dediğin gibi Ey genç! Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, melekler de senin ağlamandan dolayı ağladı″ buyurdu.[1]


[1] Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c. 14, s. 128.


﴿ فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِه۪ٓ اِنْسٌ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٣٩﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٠﴾ يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاص۪ي وَالْاَقْدَامِۚ ﴿٤١﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٢﴾ هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَۢ ﴿٤٣﴾

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَم۪يمٍ اٰنٍۚ ﴿٤٤﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ﴿٤٥﴾

39-45. İşte o gün insanlara da, cinlere de günahlarından sorulmaz.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* Mücrimler sîmalarından tanınır, sonra da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar (Cehenneme atılırlar).* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* Ve onlara: ″İşte bu, mücrimlerin yalanladığı Cehennemdir″ denir.* Onlar, ateşle kaynar su arasında koşarlar.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Âyet-i Kerîme’de: ″İşte o gün insanlara da, cinlere de günahlarından sorulmaz″ diye buyrulmaktadır. Bu ifadeden maksat, kâfirlerin amellerinin mahşer günü tartıya konulmadan Cehenneme girmeleridir. Zîrâ onların küfürleri, sîmalarından bilinecektir, demektir.

Kâfirlerin amellerinin boş olup, tartıya dahi girmeyeceği Sûre-i Kehf, Âyet 105-106’da şöyle geçmektedir:

″İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu sebeple onların amelleri boşa gitmiştir. Kâfirlerin amellerini mahşer günü tartıya koymayacağız.* İşte onların cezâları, inkâr etmeleri ve âyetlerimi ve Resullerimi alay konusu yapmaları sebebiyle Cehennemdir.″

Âyet-i Kerîme’de: Mücrimler, sîmalarından tanınır″ diye buyrulması; mahşerde Mü’minler ile kâfirlerin, sîmalarına bakıldığında Mü’min mi, yoksa kâfir mi olduğunun belli olacağından dolayıdır. Kâfirler yüzlerinin siyahlığı ve gözlerinin maviliği ile tanınacaklardır.[1] Mü’minler ise, abdest azalarının parlaklığı ile tanınacaklardır.

Bu husus Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 106-107’de şöyle geçmektedir:

″Bâzı yüzlerin ak, bâzı yüzlerin de karardığı gün gelir. O gün yüzleri kararanlara: ″Îman ettikten sonra kâfir mi oldunuz? O halde yaptığınız küfür sebebiyle tadın azâbı″ denilir.* O gün yüzleri ak olanlar, Allah’u Teâlâ’nın rahmetindedirler ve Cennette ebedî kalırlar.″


[1] Bu husus Sûre-i Tâhâ, Âyet 102’de: ″O gün ki, Sûr’a üflenir ve o gün mücrimleri gök gözlü olarak haşrederiz″ diye geçmektedir.


﴿ وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ جَنَّتَانِۚ ﴿٤٦﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ﴿٤٧﴾

46-47. Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Sûre-i Rahmân, Âyet 46’nın nüzul sebebine dair Dahhâk Hazretleri şöyle anlatmıştır:

بَلْشَرِبَ ذَاتَ يَوْمٍ لَبَنًا عَلَى ظَمَإٍ فَأَعْجَبَهُ فَسَأَلَ عَنْهُ فَأُخْبِرَ أَنَّهُ مِنْ غَيْرِ حِلٍّ فَاسْتَقَاءَهُ وَرَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ: رَحِمَكَ اللّٰهُ لَقَدْ أُنْزِلَتْ فِيكَ آيَةٌوَتَلَا عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةَ . (القرطبى, الجامع لأحكام القرآن عن الضحاك)

Hz. Ebû Bekir, bir gün susuzken süt içmiş ve bu hoşuna gitmişti. Bu süte dair soru sorunca, sütün helâl olmayan bir yerden el­de edildiğini ona söylediler. O da kendisini kusturarak sütü çıkardı. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem de ona bakıp duruyordu. Bunun üzerine, ″Allah’ın rahmeti üzeri­ne olsun! O’nun hakkında bir âyet indirdi″ deyip ona, ″Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır″ diye geçen âyeti okudu.[1]

Yine bu Âyet-i Kerîme ile ilgili olarak Ebu’d-Derdâ Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَقُصُّ عَلَى الْمِنْبَرِ {وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ} فَقُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الثَّانِيَةَ {وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ} فَقُلْتُ الثَّانِيَةَ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الثَّالِثَةَ {وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ} فَقُلْتُ الثَّالِثَةَ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَقَالَ نَعَمْ وَإِنْ رَغِمَ أَنْفُ أَبِي الدَّرْدَاءِ (حم عن ابى الدرداء)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’i minberin üzerinde iken, Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır″ diye geçen âyet hakkında konuşurken işittim. Ona: ″Yâ Resûlallah! O kişi zinâ etse ve hırsızlık yapsa da mı?″ diye sordum. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem tekrar: ″Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır″ diye geçen âyeti okudu. Ben de ikinci defa: ″O kişi zinâ etse ve hırsızlık yapsa da mı?″ diye sordum. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem üçüncü kez de: ″Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır″ diye âyeti okudu. Ben yine: ″O kişi zinâ etse ve hırsızlık yapsa da mı?″ diye sordum. Bu sefer Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet, Ebu’d-Derdâ istemese de″ buyurdu.[2]


[1] İmam Kurtubî, el-Câmi’u li-Ahkam’il-Kur’ân, c. 17, s. 177.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 8329; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 7252.


﴿ ذَوَاتَٓا اَفْنَانٍۚ ﴿٤٨﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٤٩﴾

48-49. O iki Cennet, çeşitli ağaçlar ve meyvelerle doludur.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ ف۪يهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِۚ ﴿٥٠﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥١﴾

50-51. O iki Cennette de akıp giden iki pınar vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Hasan-ı Basrî Hazretleri, bu pınarlardan birine ″Tesnîm″ diğerine ise ″Selsebîl″ dendiğini rivâyet etmiştir. ″Tesnim Pınarı″, Sûre-i Mutaffifîn, Âyet 25-28’de şöyle geçmektedir:

″Onlara mühürlü, hâlis şaraplar içirilir.* Bu içeceğin sonu, misk gibi kokuludur. Artık rağbet gösterenler, bunun hakkında rağbet göstersinler.* Ona karıştırılan şey de Tesnîm’dendir.* O Tesnîm, Allah’a en yakın olanların içtiği bir pınardır.″

″Selsebîl Pınarı″ ise Sûre-i İnsân, Âyet 17-19’da şöyle geçmektedir:

″Orada onlar, bir kadehten içirilirler ki, ona katılmış olan Zencebil’dir.* O Zencebil, Cennette ″Selsebîl″ diye isimlendirilen bir pınardır.* Onların etrafında ebedîler olan vildân (genç hizmetçiler) dolaşır ki, sen onları gördüğünde, saçılmış inciler sanırsın.″


﴿ ف۪يهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ ﴿٥٢﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٣﴾

52-53. O iki Cennette de her meyveden iki çift vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَٓائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍۜ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍۚ ﴿٥٤﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٥﴾

54-55. Allah’tan korkanlar, astarı kalın ipekten yataklara yaslanırlar ve o iki Cennetin meyveleri onlara yakındır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem Sûre-i Rahmân, Âyet 54 hakkında şöyle buyurmuştur:

ظَوَاهِرُهَا نُورٌ يَتَلَأْلَأُ(القرطبى, الجامع لأحكام القرآن)

″O döşemelerin yüzleri ise, parıldayan bir nûrdur.″[1]


[1] İmam Kurtubî, el-Câmi’u li-Ahkam’il-Kur’ân, c. 17, s. 179.


﴿ ف۪يهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٥٦﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٥٧﴾ كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُۚ ﴿٥٨﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٥٩﴾

56-59. O Cennetlerde, gözlerini kocalarından başkasına çevirmeyen kadınlar vardır ki onlara, kocalarından önce ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* Sanki o kadınlar, yakut ve mercandır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Sûre-i Rahman, Âyet 58’de geçen hûriler hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْمَرْأَةَ مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ لَيُرَى بَيَاضُ سَاقِهَا مِنْ وَرَاءِ سَبْعِينَ حُلَّةً حَتَّى يُرَى مُخُّهَا وَذَلِكَ بِأَنَّ اللّٰهَ يَقُولُ {كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ} فَأَمَّا الْيَاقُوتُ فَإِنَّهُ حَجَرٌ لَوْ أَدْخَلْتَ فِيهِ سِلْكًا ثُمَّ اسْتَصْفَيْتَهُ لَأُرِيتَهُ مِنْ وَرَائِهِ (ت عن ابن مسعود)

″Cennet ehlinin kadınlarından bir kadının baldırının beyazlığı, yetmiş kat Cennet elbisenin altından görünür ve hattâ onun iliği dahi görünür. Çünkü Allah’u Teâlâ Sûre-i Rahmân, Âyet 58’de: ″Sanki o kadınlar yakut ve mercandır″ diye buyurmaktadır. Yakuta gelince bu bir taştır ki, onun içine bir tel sokup sonra onu durulasan, taşın ardından o teli görürsün.″[1]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

لَغُدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا وَلَقَابُ قَوْسِ أَحَدِكُمْ أَوْ مَوْضِعُ قَدِّهِ يَعْنِي سَوْطَهُ مِنَ الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا وَلَوْ اطَّلَعَتْ امْرَأَةٌ مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ إِلَى الْأَرْضِ لَمَلَأَتْ مَا بَيْنَهُمَا رِيحًا وَلَطَابَ مَا بَيْنَهُمَا وَلَنَصِيفُهَا عَلَى رَأْسِهَا خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا (حم عن انس)

″Allah yolunda bir sabah veya akşam yürüyüşü, dünyâ ve dünyâdakilerden daha hayırlıdır. Sizden birinin Cennetteki bir yay miktarı veya bir yay kirişi kadar yeri dünyâ ve dünyâdakilerden daha hayırlıdır. Cennetlik kadınlardan bir kadın yeryüzüne inmiş olsaydı, kokusu gökle yer arasını doldurur ve gökle yer arası tertemiz olurdu. Şüphesiz onun başındaki örtü, dünyâ ve dünyâdakilerden daha hayırlıdır.″[2]


[1] Sünen-i Tirmizî, Sıfat-ı Kıyâmet 5; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 107/8.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 11984.


﴿ هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ ﴿٦٠﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٦١﴾

60-61. İyiliğin mükâfatı, iyilikten başka mıdır?* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Allah’u Teâlâ’nın huzuruna çıkacağından korkarak dünyâda iken güzel amel işleye­nin âhiretteki mükâfatı, güzellikten başka bir şey değildir.


﴿ وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِۚ ﴿٦٢﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ﴿٦٣﴾

62-63. O iki Cennetten başka, iki Cennet daha vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, bu dört Cennetten ikisinin içinde bulunan her şeyin gümüşten, ikisinin ise içinde bulunan her şeyin altından olduğunu beyan et­miştir.

Bu husus Abdullah b. Kays el-Eş’arî Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle geçmektedir:

جَنَّتَانِ مِنْ فِضَّةٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا وَجَنَّتَانِ مِنْ ذَهَبٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا وَمَا بَيْنَ الْقَوْمِ وَبَيْنَ أَنْ يَنْظُرُوا إِلَى رَبِّهِمْ إِلَّا رِدَاءُ الْكِبْرِ عَلَى وَجْهِهِ فِي جَنَّةِ عَدْنٍ (خ م ه عن عبد اللّٰه بن قيس الاشعرى)

″İki Cennet vardır ki, bunların kapları ve içlerinde bulunan şeyler hep gümüş­tendir. Diğer iki Cennet daha vardır ki, bunların kapları ve içlerinde bulunan şeyler de altındandır.Adn Cenneti’nde bulunan topluluk ile de Allah’ın Cemâli arasında ancak bir Ridây-ı Kibriyâ vardır.″[1]

Ebû Mûsâ el-Eş’arî Radiyallâhu anhu; bu Cennetlerden altından olanın Allah’a yakın olan kullara verileceğini, gümüşten olanın ise amel defterleri sağ taraflarından veri­len diğer Mü’minlere verileceğini, söylemiştir.

Yine bu dört Cennet hakkında Yahya b. Eyyüb el-Huzâî’den şu hâdise nakledilmiştir:

أَنَّ شَابًّا كَانَ يَتَعَبَّدُ فِي الْمَسْجِدِ فَهَوِيَتْهُ امْرَأَةٌ فَدَعَتْهُ إِلَى نَفْسِهَا وَمَا زَالَتْ بِهِ حَتَّى كَادَ يَدْخُلُ مَعَهَا الْمَنْزِلَ، فَذَكَرَ هَذِهِ الْآيَةَ إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ فَخَرَّ مَغْشِيًّا عَلَيْهِ ثُمَّ أَفَاقَ فَأَعَادَهَا فَمَاتَ. فَجَاءَ عُمَرُ فَعَزَّى فِيهِ أَبَاهُ وَكَانَ قَدْ دُفِنَ لَيْلًا فَذَهَبَ فَصَلَّى عَلَى قَبْرِهِ بِمَنْ مَعَهُ ثُمَّ نَادَاهُ عُمَرُ فَقَالَ: يَا فَتَى وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ وَأَجَابَهُ الْفَتَى مِنْ دَاخِلِ الْقَبْرِ: يَا عُمَرُ قَدْ أَعْطَانِيهِمَا رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فِي الْجَنَّةِ مَرَّتَيْنِ (ابن كثير، التفسير القران العظيم عن يحيى بن أيوب الخزاعي)

Bir genç, mescitte çok ibâdet ederdi. Bir kadın ona âşık olup kendine dâvet etti. Kadın ısrar edince sonunda genç, onunla birlikte eve girmek üzereyken, ″Şüphesiz takvâ sahipleri, şeytandan kendilerine bir vesvese isâbet ettiği vakit, güzelce düşünürler ve bu sebeple hatâyı görüp ondan sakınırlar″[2] diye geçen âyeti zikretti ve bayılıp düştü. Sonra ayıldı ve tekrar bayılarak öldü. Hz. Ömer gelip babasına taziyede bulundu. O genç, gece defnedilmişti. Hz. Ömer gidip yanındakilerle birlikte kabri başında namaz kıldı sonra ona: ″Ey genç! Rabbinin makâmından (huzuruna çıkıp hesap vermekten) korkan kimse için iki Cennet vardır[3] diye nidâ etti. Genç, kabrinden ona: ″Yâ Ömer! Rabbim Cennette o ikisini bana iki kere verdi″ diye cevap verdi.[4]


[1] Sahih-i Buhârî, Tevhid 24, Tefsir-i Rahmân 1; Sahih-i Müslim, Îman 80 (296 Sünen-i İbn-i Mâce, Mukaddime 35.

[2] Sûre-i A’râf, Âyet 201.

[3] Sûre-i Rahmân, Âyet 46.

[4] İbn-i Kesir, Tefsir’ul-Kur’ân’il-Azim, c. 3, s. 534; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 4634.


﴿ مُدْهَٓامَّتَانِۚ ﴿٦٤﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٥﴾

64-65. O iki Cennet, koyu yeşil renktedir.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ ف۪يهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِۚ ﴿٦٦﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٧﴾

66-67. O iki Cennette de fışkıran iki pınar vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?


﴿ ف۪يهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ ﴿٦٨﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٦٩﴾

68-69. O iki Cennette de her türlü meyve, hurma ve nar vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Bu iki Cennetle ilgili olarak Hz. Ömer’den nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle buyrulmuştur:

جَاءَ نَاسٌ مِنَ الْيَهُودِ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا: يَا مُحَمَّدُأَفِي الْجَنَّةِ فَاكِهَةٌ ؟ قَالَ: نَعَمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ قَالُوا: فَيَأْكُلُونَ كَمَا يَأْكُلُونَ فِي الدُّنْيَا؟ قَالَ: نَعَمْ وَأَضْعَافُ ذَلِكَ قَالُوا: فَيَقْضُونَ الْحَوَائِجَ؟ قَالَ: لَا وَلَكِنْ يَعْرَقُونَ ثُمَّ يَرْشَحُونَ فَيُذْهِبُ اللّٰهُ تَعَالَى مَا فِي بُطُونِهِمْ مِنْ أَذًى (الحارث وعبد بن حميد عن عمر)

Yahudilerden birtakım kimseler Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler ve ″Yâ Muhammed! Cennette meyve var mı?″ diye sordular. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet″ dedi ve ″O iki Cennette meyve, hurma ve nar vardır″ diye geçen Sûre-i Rahmân, Âyet 68’i okudu. Onlar: ″Dünyâda yenildiği gibi yenilecekler mi?″ diye sordular. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet, ve dünyâdakinden kat kat fazla″ buyurdu. Onlar: ″Peki, abdest bozmaya çıkarlar mı?″ diye sordular. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Hayır, onlar terlerler ve böylece Allah’u Teâlâ onların karınlarındaki sıkıntıyı giderir″ buyurdu.[1]


[1] Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 39775.


﴿ ف۪يهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ ﴿٧٠﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧١﴾ حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ ﴿٧٢﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧٣﴾ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٧٤﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٧٥﴾

70-75. O Cennetlerde, güzel huylu ve yaratılışı güzel kadınlar vardır.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* Onlar, çadırlarından çıkmayan hûrilerdir.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* O hûrilere, kocalarından önce ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?

İzah: Âyet-i Kerîme’de geçen hûriler ile ilgili olarak Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَرَرْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي فِي الْجَنَّةِ بِنَهَرٍ حَافَّتَاهُ قِبَابُ الْمَرْجَانِ فَنُودِيتُ مِنْهُ السَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَقُلْتُ: يَاجِبْرِيلُمَنْ هَؤُلَاءِ قَالَ: هَؤُلَاءِ جَوَارٍ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ اسْتَأْذَنَّ رَبَّهُنَّ فِي أَنْ يُسَلِّمْنَ عَلَيْكَ فَأَذِنَ لَهُنَّ فَقُلْنَ: نَحْنُ الْخَالِدَاتُ فَلَا نَمُوتُ أَبَدًا وَنَحْنُ النَّاعِمَاتُ فَلَا نَبْؤُسُ أَبَدًا وَنَحْنُ الرَّاضِيَاتُ فَلَا نَسْخَطُ أَبَدًا أَزْوَاجُ رِجَالٍ كِرَامٍ ثُمَّ قَرَأَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَحُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ (القرطبى, الجامع لأحكام القرآن عن انس)

Mîraca çıkarıldığım gece, Cennette her iki kenarı mercandan çadırlar bulunan bir ırmağın yanın­dan geçtim. Oradan bana: ″Yâ Resûlallah! Selâm sana″ diye seslenildi. Ben: ″Yâ Cebrâil bunlar kimdir?″ diye sordum. O da, şöyle dedi: Bunlar, Rabblerinden sana selâm vermek üzere izin istemiş hurulîyn’den bâzı kızlardır. Allah’u Teâlâ onlara izin verdi ve onlar da şöyle dedi: ″Biz ebedî kalanlarız, ebedî ölmeyiz. Biz nîmet içerisinde olanlarız, ebediyyen sefalet çekmeyiz. Biz hoşnut olanlarız, ebedî kızmayız. Şerefli kocaların eşleriyiz.″ Daha sonra Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, ″Onlar, çadırlarından çıkmayan hûrilerdir″ diye geçen Sûre-i Rahmân, Âyet 72’yi okudu.[1]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْحُور الْعِين يَأْخُذ بَعْضهنَّ بِأَيْدِي بَعْض وَيَتَغَنَّيْنَ بِأَصْوَاتٍ لَمْ تَسْمَع الْخَلَائِق بِأَحْسَنَ مِنْهَا وَلَا بِمِثْلِهَا نَحْنُ الرَّاضِيَات فَلَا نَسْخَط أَبَدًا وَنَحْنُ الْمُقِيمَات فَلَا نَظْعَن أَبَدًا وَنَحْنُ الْخَالِدَات فَلَا نَمُوت أَبَدًا وَنَحْنُ النَّاعِمَات فَلَا نَبْؤُس أَبَدًا وَنَحْنُ خَيْرَات حِسَان حَبِيبَات لِأَزْوَاجٍ كِرَام. وَقَالَتْ عَائِشَة رَضِيَ اللّٰه عَنْهَا :إِنَّ الْحُور الْعِين إِذَا قُلْنَ هَذِهِ الْمَقَالَة أَجَابَهُنَّ الْمُؤْمِنَات مِنْ نِسَاء أَهْل الدُّنْيَا نَحْنُ الْمُصَلِّيَات وَمَا صَلَّيْتُنَّ وَنَحْنُ الصَّائِمَات وَمَا صُمْتُنَّ وَنَحْنُ الْمُتَوَضِّئَات وَمَا تَوَضَّأْتُنَّ وَنَحْنُ الْمُتَصَدِّقَات وَمَا تَصَدَّقْتُنَّ. فَقَالَتْ عَائِشَة رَضِيَ اللّٰه عَنْهَا فَغَلَبْنَهُنَّ وَاللّٰه .(القرطبى, الجامع لأحكام القرآن عن عائشة)

Hûruliyn birbirleriyle el ele tutuşur ve mahlûkatın daha güzelini aslâ duymadığı, bizim de benzerini aslâ duymadığımız güzel seslerle şarkı söy­lerler ve derler ki: ″Biz hoşnut olanlarız, aslâ kızıp öfkelenmeyiz. Biz ev­lerinde kalanlarız, aslâ göçüp gitmeyiz. Biz ebedî olanlarız, aslâ ölmeyiz. Biz nîmetler içerisinde olanlarız, aslâ yoksul düşmeyiz. Biz güzel yüzlüleriz. Üstün ve değerli kocaların sevgili eşleriyiz.″

Hz. Âişe dedi ki: Hurulîyn bu sözleri söylediği vakit, dünyâ ehlinden olan Mü’min kadınlar onlara şöyle cevap verirler: ″Bizler namaz kılan kadınlarız, siz ise kılmadınız. Bizler oruç tutan kadınlarız, siz tutmadınız. Bizler abdest alan kadınlarız, siz abdest almadınız. Bizler bolca sadaka veren kadınlarız, siz sadaka vermediniz.″

Hz. Âişe dedi ki: Allah’a yemin olsun ki, bu sözleriyle onları susturacaklardır.[2]


[1] İmam Kurtubî, el-Câmi’u li-Ahkam’il-Kur’ân, c. 17, s. 189.

[2] İmam Kurtubî, el-Câmi’u li-Ahkam’il-Kur’ân, c. 17, s. 187.


﴿ مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ ﴿٧٦﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٧٧﴾ تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ﴿٧٨﴾

76-78. O Cennet ehli, yeşil yastıklara ve çok güzel, nâdir döşemelere yaslanırlar.* (Ey insanlar ve cinler!) O halde Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlarsınız?* Azamet ve kerem sahibi olan Rabbinin ismi çok yücedir.