NAMAZDAN SONRA YAPILAN TESBİHAT:

Ezan ve kamet ile ilgili hususlar yukarıda anlatıldı. Bir de beş vakit namazda, Cuma namazında ve terâvih namazında yapılması sünnet olan tesbihat ve güzel görülen uygulamalar vardır. Bunlar da sırası ile şöyledir:


Beş Vakit Namazda Tesbihat:

Farz namazlar kılındıktan sonra:

اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ. اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ. اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظ۪يمَ اَلْكَر۪يمَ الَّذ۪ى لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَىَّ الْقَيُّمَ وَاَتُوبُ اِلَيْهِ. اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ. تَبَارَكْتَ يَٓا ذَا اْلجَلَالِ وَاْلاِكْرَامِ

″Estağfirullâh, Estağfirullâh, Estağfirullâh el-azîm, el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyu’l-kayyûme ve etûbu ileyh. Allâhumme ente’s-selâmu ve minke’s-selâm. Tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm″[1] diye söylenir. Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa, bu ifadeleri müezzin bitirinceye kadar cemaat yerinde durur, sonra kalkar.

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَالَ دُبُرَ كُلِّ صَلَاةٍ: أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الَّذِي لَا اِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ، غُفِرَ لَهُ وَإِنْ فَرَّ مِنَ الزَّحْفِ (طس عن البراء بن عازب)

Kim her farz namazın ardından: ″Estağfirullâh ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyu’l-kayyûm ve etûbu ileyh″ derse, savaştan kaçmış bile olsa, günahları bağışlanır.″[2]

Dileyen sâdece üç defa ″Estağfirullâh″ diye söyler ve devamında ″Allâhumme ente’s-selâmu ve minke’s-selâm. Tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm″ der. Bu hususta Sevban Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakletmiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلَاتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ يَقُولُ اللّٰهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ. (حم م د ه ت ن عن ثوبان)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kıldırınca, üç kere ″Estağfirullâh″ der ve akabinde: ″Allâhumme ente’s-selâmu ve minke’s-selâm. Tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm″ derdi.[3]

Daha sonra:

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

″Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed″[4] diye Peygamberimiz üzerine Salavât-ı Şerife getirilir.

Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa müezzin,Resûlullah üzerine salavât getirin″ anlamına gelen:

عَلٰى رَسُولِنَا صَلَوَاتٌ.

″Alâ Resûlinâ salavât″ ifadesini söyler ve herkes kendi duyacağı şekilde Peygamberimiz üzerine Salavât-ı Şerife getirir.

Farzdan sonra kılınan namaz varsa, o kılınır ve yine Salavât-ı Şerife getirilir. Eğer cemaatle kılınıyorsa, yine müezzin; ″Alâ Resûlinâ salavât″ der ve herkes kendi duyacağı şekilde Salavât-ı Şerife getirir.

Allah’u Teâlâ Sûre-i Ahzâb, Âyet 56’da şöyle buyurmaktadır:

″Şüphesiz ki, Allah’u Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine salavat getirirler. Ey îman edenler! Siz de ona salât-u selâm getirin.″

Salavât: Bir kimseyi övmek, methetmek ve onu üstün vasıflarıyla yüceltmek, demektir. Allah’u Teâlâ’nın ve meleklerin, Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine salavat getirmeleri ise, onu överek şânını yüceltmeleridir.

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

لَا صَلَوةَ لِمَنْ لَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ (الشفاء)

″Benim üzerime salât-u selâm getirmeyenin, namazı kabul olmaz.″[5]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

أَوْلَى النَّاسِ بِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرُهُمْ عَلَيَّ صَلَاةً (ت عن ابن مسعود)

″Mahşer günü insanların bana en yakını, bana en çok Salavât-ı Şerife getirenidir.″[6]

Salavât-ı Şerife’den sonra:

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ ولَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظ۪يمِ.

″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm″[7] diye söylenir.

Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

لَأَنْ أَقُولَ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا اِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ (م عن أبى هريرة)

″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber″ demek, benim için üzerine güneş doğan her şeyden daha sevgilidir.[8]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

اَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا اِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ فَإِنَّهُنَّ مِنَ الْبَاقِيَاتِ الصَّالِحَاتِ وَهُنَّ يَحْطُطْنَ الْخَطَايَا كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا وَهُنَّ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ (الرامهرمزى في الامثال عن ابى الدرداء)

″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ı çok söyleyin. Zîrâ bunlar bitmeyen sâlih amellerdendir. Ağaçların yapraklarını döktükleri gibi bunlar da hatâları dökerler. Bunlar Cennet hazinelerindendir.″[9]

Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa ″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi…″ diye devam eden ifadeyi müezzin söyler ve devamında: ″Allah’ım! Bizi gâfillerden kılma″ anlamına gelen:

اَللّٰهُمَّ لَا تَجْعَلْنَا مِنَ الْغَافِل۪ينَ.

Allâhumme lâ tec’alnâ mine’l-gâfilîn″ ifadesini söyler.

Bundan sonra Eûzu Besmele çekilerek ″Âyet’el-Kürsi″ adıyla bilinen Sûre-i Bakara, Âyet 255 okunur:

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚۚ وَلَا يَؤُ۫۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ.

″Allâhü lâ ilâhe illâ hüve’l hayyu’l kayyûm, lâ te’huzühû sinetün velâ nevm, lehû mâ fissemâvâti ve mâ fi’l-ard. Men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm velâ yühîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti ve’l-ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve’l-aliyyü’l-azîm.″[10]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşur:

مَنْ قَرَأَ آيَةَ الْكُرْسِيِّ فِى دُبُرِ الصَّلَاةِ الْمَكْتُوبَةِ كَانَ فِي ذِمَّةِ اللّٰهِ إِلَى الصَّلَاةِ الأُخْرَى (طب ص عن الحسين بن على الديلمى عن على)

″Kim farz olan her namazın ardından Âyet’el-Kürsi’yi okursa, ondan sonraki namaza kadar Allah’u Teâlâ’nın korumasında olur.″[11]

Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa imam namazı bitirince müezzin, ″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi…″ diye devam eden tesbihi okur ve bu arada imam da yüzünü tam olarak cemaate döndürür.

Semüre b. Cündeb Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, şöyle buyrulmuştur:

كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اِذَا صَلَّى صَلَاةً اَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ (خ عن سمرة بن جندب)

″Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem bir namaz kıldığı zaman, (selâmdan sonra) mübârek yüzünü bize doğru döndürürdü.″[12]

Bu Hadis-i Şerif’e göre; imam namazın sonunda tesbihat ve duâda yüzünü tam olarak cemaate döner. Bu durum imamın yüzü suyu hürmetine cemaatin, cemaatin yüzü suyu hürmetine de imamın duâsının kabul olmasına sebep olur. Nitekim Mü’minin şânı Allah katında Kâbe’den daha üstündür. Bu hususta İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

لَمَّا نَظَرَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اِلَى الْكَعْبَةِ فَقَالَ: مَرْحَبًا بِكَ بَيْتٌ مَا أَعْظَمُكَ وَأَعْظَمُ حُرْمَتَكَ وَلِلْمُؤْمِنِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللّٰهِ حُرْمَةِ مِنْكَ (هب عن ابن عباس)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Kâbe’ye baktı ve buyurdu ki:Merhaba, Yâ Beytullah! Allah yanında senin şanın, hürmetin büyük değil mi? Evet, büyük. Fakat Mü’minin şânı, hürmeti; senin şânından, hürmetinden daha büyüktür.″[13]

Fakat imamın arkasında namaza devam eden bir kimse varsa, o zaman imam, o kişiye karşı yüzünü dönmez, diğer cemaate karşı yüzünü döner.

Sonra otuz üç defa ″Subhânallâh″[14], otuz üç defa ″Elhamdulillâh″[15] ve otuz üç defa ″Allâhu Ekber″[16] denilir. Eğer cemaatle kılınıyorsa müezzin:

سُبْحَانَ اللّٰهِ- اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ - اَللّٰهُ اَكْبَرُ

″Subhânallâh″ der[17] ve herkes kendi duyacağı şekilde otuz üç defa ″Subhânallâh″ diye söyler. ″Elhamdulillâh″ der ve herkes kendi duyacağı şekilde otuz üç defa ″Elhamdulillâh″ diye söyler. ″Allâhu Ekber″ der ve yine herkes kendi duyacağı şekilde otuz üç defa ″Allâhu Ekber″ diye söyler.

Namazın sonunda çekilen bu tesbihlerin mükâfatı hakkında Ebû Hüreyre Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّ فُقَرَاءَ الْمُهَاجِرِينَ أَتَوْا رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالدَّرَجَاتِ الْعُلَى وَالنَّعِيمِ الْمُقِيمِ فَقَالَ وَمَا ذَاكَ قَالُوا يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ وَيَتَصَدَّقُونَ وَلَا نَتَصَدَّقُ وَيُعْتِقُونَ وَلَا نُعْتِقُ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَفَلَا أُعَلِّمُكُمْ شَيْئًا تُدْرِكُونَ بِهِ مَنْ سَبَقَكُمْ وَتَسْبِقُونَ بِهِ مَنْ بَعْدَكُمْ وَلَا يَكُونُ أَحَدٌ أَفْضَلَ مِنْكُمْ إِلَّا مَنْ صَنَعَ مِثْلَ مَا صَنَعْتُمْ قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ تُسَبِّحُونَ وَتُكَبِّرُونَ وَتَحْمَدُونَ دُبُرَ كُلِّ صَلَاةٍ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ مَرَّةً قَالَ أَبُو صَالِحٍ فَرَجَعَ فُقَرَاءُ الْمُهَاجِرِينَ إِلَى رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا سَمِعَ إِخْوَانُنَا أَهْلُ الْأَمْوَالِ بِمَا فَعَلْنَا فَفَعَلُوا مِثْلَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِهِ مَنْ يَشَاءُ (م عن ابى هريرة)

Muhâcirlerin fakirleri, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler ve dediler ki: ″Yâ Resûlallah! Mal ve mülk sahipleri yüce dereceleri ve nîmetleri alıp gittiler.″ Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″O da nedir?″ diye sordu. Onlar dediler ki: ″Onlar bizim namaz kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim oruç tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar. Onlar sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz, onlar köle azat ediyorlar, biz azat edemiyoruz.″

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Ben size onu yaptığınız zaman, başkalarını geçeceğiniz ve sizin yaptığınız gibisini yapmadıkça hiçbir kimsenin sizden daha üstün olamayacağı bir ibâdeti öğreteyim mi?″ diye sordu. Onlar: ″Evet, Yâ Resûlallah!″ deyince buyurdu ki: ″Her namazdan sonra otuz üç kere ″Subhânallah″ tesbihini çekersiniz, otuz üç kere ″Elhamdulillah″ diyerek hamd edersiniz ve otuz üç kere de ″Allâhu Ekber″ diyerek tekbir getirirsiniz.″

Ebû Sâlih Radiyallâhu anhu dedi ki:

O Sahâbîler daha sonra tekrar dönüp geldiler ve dediler ki: ″Mal sahibi kardeşlerimiz bizim yaptıklarımızı duydular ve onlar da aynısını yaptılar.″ Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″… İşte bu, Allah’ın lütfudur, bunu dilediğine verir…″[18] diye geçen âyeti okudu.[19]

″Allâhu Ekber″ zikri bâzı Hadis-i Şerif’lerde de otuz dört olarak geçmektedir. Bunlardan birinde Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مُعَقِّبَاتٌ لَا يَخِيبُ قَائِلُهُنَّ أَوْ فَاعِلُهُنَّ دُبُرَ كُلِّ صَلَاةٍ مَكْتُوبَةٍ ثَلَاثٌ وَثَلَاثُونَ تَسْبِيحَةً وَثَلَاثٌ وَثَلَاثُونَ تَحْمِيدَةً وَأَرْبَعٌ وَثَلَاثُونَ تَكْبِيرَةً (م كعب بن عجرة)

″Farz namazların ardı sıra söylenecek güzel zikirler vardır ki, onları her farz namazların ardından söyleyen ve yapan kimse hiçbir vakit hüsrâna uğramaz. Bunlar otuz üç defa Subhânallâh, otuz üç defa Elhamdulillâh, otuz dört defa Allâhu Ekber’dir.″[20]

Bunlardan sonra:

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَر۪يكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْئٍ قَد۪يرٌ. اَللّٰهُمَّ احْشُرْنَا ف۪ى زُمْرَةِ الصَّالِح۪ينَ.

″Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdu ve hüve alâ külli şey’in kadîr″[21] diye söylenir.

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ سَبَّحَ اللّٰهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ وَحَمِدَ اللّٰهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ وَكَبَّرَ اللّٰهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ فَتْلِكَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ وَقَالَ تَمَامَ الْمِائَةِ لَا اِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ (م عن ابى هريرة)

Bir kimse her namazın ardından; otuz üç defa Sübhânallah, otuz üç defa ″Elhamdulillâh″, otuz üç defa ″Allah’u Ekber″ der ve yüz sayısını da, ″Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdu ve hüve alâ külli şey’in kadîr″ diyerek tamamlarsa, onun günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile Allah’u Teâlâ onu bağışlar.[22]

Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh…″ diye devam eden ifadeyi müezzin söyler ve devamında: ″Allah’ım! Bizi sâlih kimselerle haşret″ anlamına gelen:

اَللّٰهُمَّ احْشُرْنَا فِى زُمْرَةِ الصَّالِحِينَ.

″Allâhummahşurnâ fî zümreti’s-sâlihîn″ ifadesini söyler[23] ve böylece herkes ellerini açarak kendi duyacakları şekilde duâ eder.

Allah’u Teâlâ Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 193’te:Bizleri sâlih kullar ile beraber öldür diye buyurmaktadır. Yani, her dâim bizi Peygamberlerin ve takvâ sahiplerinin yolu üzere yaşat, onların yolundan bizi ayırma ve o hâl üzereyken bizi vefât ettir ki, mahşerde de onlarla beraber olalım, demektir.

Allah’u Teâlâ Sûre-i Nisâ, Âyet 69’da da şöyle buyurmaktadır:

″Her kim Allah’a ve Resûle itaat ederse, işte onlar Allah’u Teâlâ’nın, kendilerine nîmet verdiği Peygamberler, sıddîkler, şehitler ve sâlihler ile beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar.″

Duâya ″Eûzu Besmele″, Hakk Teâlâ’ya ″Hamd-ü senâ″ ve Resûlüne ″Salât-u selâm″ ile başlamalı ve bir müddet duâ edildikten sonra ″Âmin″ diyerek duâ tamamlanmalı ve eller yüze sürülerek bitirilmelidir. Böylece namaz tesbihatı bu şekilde tamamlanmış olur.

Bu sebeple genellikle duâya başlarken:

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِه۪ اَجْمَع۪ينَ.

″Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. El-hamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ Resûlinâ Muhammed’in ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn″[24] diye söylenir.

Allah’u Teâlâ’ya olan hamd hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِذَا قُلْتَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ فَقَدْ شَكَرْتَ اللّٰهَ فَزَادَكَ (ابن جرير في تفسيره عن الحكم بن عمير)

Sen, ″Elhamdulillâhi Rabbilâlemîn (Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun)″ dediğinde, Allah’a şükretmiş olursun. O da sana olan nîmetlerini artırır.[25]

Peygamber Efendimiz üzerine salât-u selâm getirmeyle ilgili olarak da Hz. Enes’ten nakledilen Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur:

كُلُّ دُعَاءٍ مَحْجُوبٌ حَتَّى يُصَلَّ عَلَى النَّبِيِّ (الديلمى عن انس)

″Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât-u selâm getirilmedikçe, her duâ önlenir (kabul edilmez).″[26]

″Âmin″ ifadesi hakkında Ebû Musabbih el-Makrâi Radiyallâhu anhu, şu Hadis-i Şerif’i nakletmiştir:

كُنَّا نَجْلِسُ إِلَى أَبِي زُهَيْرٍ النُّمَيْرِيِّ وَكَانَ مِنْ الصَّحَابَةِ فَيَتَحَدَّثُ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ فَإِذَا دَعَا الرَّجُلُ مِنَّا بِدُعَاءٍ قَالَ اخْتِمْهُ بِآمِينَ فَإِنَّ آمِينَ مِثْلُ الطَّابَعِ عَلَى الصَّحِيفَةِ (د عن ابى مصبح المقرائى)

Ebû Züheyr’in yanında otururduk. Çok güzel bir şekilde konuşurdu. Bizden herhangi bir kimse bir duâda bulun­duğu zaman: ″Onu âmin sözü ile bitir″ derdi. Çünkü âmin, bir sahifenin üzerindeki mühür gibidir. Ebû Züheyr buyurdu ki: Bunun neden böyle olduğunu size bil­direyim. Bir gece, Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte çıkmıştım. Israrla duâ eden birisinin yanından geçtik. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem onun duâsını işitecek bir şekilde durdu. Sonra Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Eğer mühürlerse duâsı kabul olunur″ dedi. Orada bulunanlardan birisi: ″Ne ile mühürleyecek Yâ Resûlallah?″ diye sordu. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, ″Âmin ile″ buyurdu. Çünkü o âmin ile duâsını bitirirse kabulünü gerektirmiş olur. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e bu soruyu soran adam, duâ eden adamın yanına gitti ve ona: ″Ey filan! Duânı mühürle (âmin, diyerek bitir) ve böylece kabul olunacağına dair sana müjde olsun!″ dedi.[27]

Eğer namaz cemaatle kılınıyorsa müezzin:

آمِينَ، اَللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ. رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ. بِرَحْمَتِكَ يَاأَرْحَمَ الرَّحِمِينَ،وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ، اَلْفَاتِحَة.

″Âmin! Allâhümme Rabbenâ âtina fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr.[28] Rabbenağfirlî velivâlideyye ve li’l-mü’minîne yevme yegûmu’l-hisâb.[29] Birahmetike yâ erhame’r-râhimîn. Ve selâmün ale’l-mürselîn. Ve’l-hamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn.[30] el-Fâtiha″[31] der ve herkes kendi duyacağı şekilde Fâtiha Sûresi’ni okur ve Âmin! diyerek ellerini yüzlerine sürer.

Duâdan sonra ellerin yüze sürülmesi ile ilgili olarak da Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللّٰهَ حَيِيٌّ كَرِيمٌ يَسْتَحْيِي أَنْ يَرْفَعَ الْعَبْدُ يَدَيْهِ فَيَرُدُّهُمَا صِفَرًا لَا خَيْرَ فِيهِمَا, فَإِذَا رَفَعَ أَحَدُكُمْ يَدَيْهِ, فَلْيَقُلْ: يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ ثَلاثَ مَرَّاتٍ, ثُمَّ إِذَا رَدَّ يَدَيْهِ فَلْيُفْرِغْ ذَلِكَ الْخَيْرَ إِلَى وَجْهِهِ (طب عن ابن عمر)

″Allah’u Teâlâ, hayâ sahibi ve cömerttir. Kulu tarafından kendisine açılan elleri, hayırla doldurmadan boş olarak geri çevirmekten hayâ eder. Biriniz el açıp duâ edeceği zaman üç defa, -Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! diyerek duâ etsin. Duâsını bitirince de, ellerine inen hayırları yüzüne sürsün.″[32]

Duâ, kulun istek ve arzularını Allah’u Teâlâ’ya sunmasıdır. Duânın kıblesi semâ olduğundan, duâ ederken eller yukarıya doğru ve göğüs hizasına kaldırılır. Duâda kollar ve eller açık olarak tutulur ve parmak araları da normal bir açıklıkta bulundurulur.

Mûsâ el-Eş’ari Radiyallâhu anhu’u da Hadis-i Şerif’i nakleder:

دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ وَرَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ (خ عن موسى الاشعرى)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem duâ ederken ellerini öyle kaldırdı ki, koltuk altlarının beyazlığını gördüm.[33]

Ayrıca akşam ve sabah namazlarında duâ ederken yedi defa, ″Allah’ım! Beni Cehennemden kurtar″ anlamına gelen:

اَللّٰهُمَّ أَجِرْنِي مِنَ النَّارِ.

″Allâhümme ecirnî mine’n-nâr″ ifadesini söylemek müstehabdır. Zîrâ Müslim b. el-Hâris et-Temîmî Radiyallâhu anhu’dan nakledilen bir Hadis-i Şerif’te, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine gizlice şöyle buyurmuştur:

إِذَا انْصَرَفْتَ مِنْ صَلَاةِ الْمَغْرِبِ فَقُلْ اَللّٰهُمَّ أَجِرْنِي مِنَ النَّارِ سَبْعَ مَرَّاتٍ فَإِنَّكَ إِذَا قُلْتَ ذَلِكَ ثُمَّ مِتَّ فِي لَيْلَتِكَ كُتِبَ لَكَ جِوَارٌ مِنْهَا وَإِذَا صَلَّيْتَ الصُّبْحَ فَقُلْ كَذَلِكَ فَإِنَّكَ إِنْ مِتَّ فِي يَوْمِكَ كُتِبَ لَكَ جِوَارٌ مِنْهَا (د مسلم بن الحارث التميمي)

Akşam namazını kıldığında yedi defa ″Allâhümme ecirnî mine’n-nâr″ diye duâ et. Eğer bu duâyı okuduktan sonra o gecede ölecek olursan senin için Cehen­nemden kurtuluş beratı yazılır. Sabah namazını kılınca da aynı du­âyı oku. Çünkü eğer sen, sabah namazından sonra aynı duâyı okuduktan sonra ölecek olursan, o gün akşama kadar senin için Cehennemden kurtuluş be­ratı yazılır.[34]

Özellikle sabah namazında ve diğer namazlarda okunması faziletli görülen farklı virdler de vardır.

Yine sabah ve akşam namazından sonra, ″Hüvâllâhüllezî″ diye bilinen Haşr Sûresi’nin son üç âyetini[35] ve yatsı namazından sonra ″Âmenerresûlü″ diye bilinen Bakara Sûresi’nin son iki âyetini okumak müstehabdır.

″Hüvâllâhüllezî″ hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَالَ حِينَ يُصْبِحُ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ أَعُوذُ بِاللّٰهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ وَقَرَأَ ثَلَاثَ آيَاتٍ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْحَشْرِ وَكَّلَ اللّٰهُ بِهِ سَبْعِينَ أَلْفَ مَلَكٍ يُصَلُّونَ عَلَيْهِ حَتَّى يُمْسِيَ وَإِنْ مَاتَ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ مَاتَ شَهِيدًا وَمَنْ قَالَهَا حِينَ يُمْسِي كَانَ بِتِلْكَ الْمَنْزِلَةِ (ت عن معقل بن يسار)

Her kim sabahı ettiğinde üç defa ″Eûzu billâhi’s-semîi’l-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racim″ deyip de Haşr Sûresi’nin son üç âyetini okuyacak olursa, Allah’u Teâlâ ona, akşamı edinceye kadar duâ edecek yetmiş bin melek gönderir. Şâyet o gün ölürse şehit olarak ölür. Her kim bunu akşamleyin (akşam namazından sonra) oku­yacak olursa, onun için de aynı şey söz konusudur.[36]

″Âmenerresûlü″ hakkında da Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَرَأَ الْآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ (خ م د ه ت عن ابى مسعود)

″Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti geceleyin kim okursa, o iki âyet ona kâfi gelir.″[37]

Bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

أَنْزَلَ اللّٰهُ تَعَالَى آيَتَيْنِ مِنْ كُنُوزِ الْجَّنَّةِ كَتَبَهُمَا الرَّحْمٰنُ بِيَدِهِ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ الْخَلْقَ بِأَلْفَيِّ عَام مَنْ قَرَأَهُمَا بَعْدَ الْعِشَاءِ الْآخِرَةِ أَجْزَأَتَاهُ عَنْ قِيَامِ اللَّيْلِ (ابن عدى عن ابن مسعود)

″Allah’u Teâlâ, halkı yaratmazdan iki bin yıl evvel, kudret eliyle yazdığı Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti, Cennet hazî­nesinden indirdi. Kim o âyetleri yatsı namazından sonra okursa, bütün gece ibâdet etmiş gibi sevaba nâil olur.″[38]


[1] Mânâsı: ″Allah’u Teâlâ’dan bağışlanma diliyorum. Allah’u Teâlâ’dan bağışlanma diliyorum. Azamet ve Kerem sahibi olan, kendisinden başka ilâh olmayan, Hayy ve Kayyûm olan Allah’u Teâlâ’dan bağışlanma diliyorum ve tevbe ediyorum. Allah’ım! Sen, Selâm’sın. Selâm yalnız Sendedir. Ey Azamet ve Kerem sahibi, Sen çok yücesin.″

[2] Taberânî, Mu’cem’ul-Evsat, Hadis No: 7954; Abdurrezzak es-Sanâ’nî, Musannef, Hadis No: 5195; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 2066. Bâzı Hadis-i Şerif’lerde, ″Burada geçen duâ ifadesini üç defa söylerse″ diye geçmektedir. Yine bakınız: Sünen-i Tirmizî, Daavât 61; Sünen-i Ebû Dâvud, Vitir 26.

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 21374; Sünen-i İbn-i Mâce, İkâmet’üs-Salât 32; Sahih-i Müslim, Mesâcid 26 (135 Râmûz’ul-Ehâdîs, 527/14.

[4] Mânâsı: ″Allah’ım! Efendimiz Muhammed üzerine ve Efendimiz Muhammed’in âli (ailesi) üzerine salât-u selâm eyle.″

[5] Kadı İyaz, eş-Şifâ, s. 449.

[6] Sünen-i Tirmizî, Salât 357, Daavât 110.

[7] Mânâsı: ″Allah’u Teâlâ noksan sıfatlardan uzaktır. Hamd, Allah’a mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah, en büyüktür. Güç ve kuvvet, ancak çok büyük ve yüce olan Allah’a mahsustur.″

[8] Sahih-i Müslim, Zikir 10 (32 Sünen-i Tirmizî, Daavât 128.

[9] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 80/6.

[10] Mânâsı: ″Allah’u Teâlâ ki, O’ndan başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. O’nu ne uyuklama tutar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmadıkça, O‘nun katında kimse şefaat edemez. O, bütün mahlûkâtın önlerindeki ve arkalarındaki gizli ve âşikâr her şeyini bilir. Dilediği kadarının dışında, hiçbir kimse için O’nun ilmini kavramak mümkün değildir. O’nun Kürsü‘sü, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O’na ağır gelmez. O, çok yücedir ve çok büyüktür.″

[11] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 2667; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 2565.

[12] Sahih-i Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih, Hadis No: 468.

[13] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, 3853; Râmûz’ul-Ehâdîs, Hadis No: 4323; Yine bakınız: Sünen-i Tirmizî, Birr 84; Sahih-i İbn-i Hibban, Hadis No: 5857

[14] Mânâsı: Allah’u Teâlâ noksan sıfatlardan münezzehtir″ demektir.

[15] Mânâsı: Hamd Allah’adır″ demektir.

[16] Mânâsı: Allah en büyüktür″ demektir.

[17] رَبُّ الْعَالَم۪ينَ تَعَالٰى شَانُهُ اَللّٰهُ اَكْبَرُ - عَلٰى د۪ينِ الْاِسْلَامِ دَائِمًاۨ الْحَمْدُ لِلّٰهِ - وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظ۪يمُ ذُو الْجلَالِ وَالْكَمَالِ سُبْحَانَ اللّٰهِ ″Vehüvel-aliyyul azîmu zul-celâli vel-kemâli subhânallah. Alâ dînil-islâmi dâimenil-hamdülillâh. Rabbul-âlemîne teâlâ şânuhû Allâhu ekber″ diye ifade edebilir müezzin. Başka şekillerde de söylenen ifadeler vardır.

[18] Sûre-i Hadid, Âyet 21.

[19] Sahih-i Müslim, Mesâcid 26 (142).

[20] Sahih-i Müslim, Mesâcid 26 (144 Riyâz’üs-Sâlihin, Hadis No: 1449.

[21] Mânâsı: ″Allah’tan başka ilah yoktur. O, birdir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk sâdece O’nundur. Hamd O’na mahsustur. O, her şeye kâdirdir.″

[22] Sahih-i Müslim, Mesâcid 26 (142 Riyâz’üs-Sâlihîn, Hadis No: 1448.

[23] Bu ifadeden başka söylenen ifadeler de vardır.

[24] Mânâsı: ″Allah’ın dergâhından kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Peygamberimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.″

[25] Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 6423, 2030.

[26] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 342/12; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 2149, 3988. Yine bakınız: Sünen-i Nesâî, Sehvi Secde 48; Kadı İyaz, eş-Şifâ, s. 450.

[27] Sünen-i Ebû Dâvud, Salât 167-168.

[28] Sûre-i Bakara, Âyet 201.

[29] Sûre-i İbrâhim, Âyet 41.

[30] Sûre-i Sâffât, Âyet 181-182.

[31] Mânâsı: Âmin! ″Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi Cehennem azâbından koru. Ey Rabbimiz! Hesap günü beni, anne ve babamı ve Mü’minleri bağışla. Resullere selâm olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun! Fâtiha Sûresi’ni okuyun.″ Müezzin burada dilerse, ″Subhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn. Ve selâmün ale’l-mürselîn. Ve’l-hamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn. el-Fâtiha″ der. Mânâsı: ″Senin Rabbin, izzet (kudret ve şeref) sahibi olan Rabb Teâlâ, kâfirlerin isnat ettikleri vasıflardan uzaktır.* Resullere selâm olsun!* Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun!″ (Sûre-i Sâffât, Âyet 180-182).

[32] Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c.2, s. 237; Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 13381.

[33] Sahih-i Buhârî, İstiskâ 21, Daavât 23.

[34] Sünen-i Ebû Dâvud, Edeb 100-101.

[35] Haşr Sûresi’nin son kısmı, ″Yâ eyyühellezîne âmenû…″ diye başlalan âyetten itibaren de okunabilir.

[36] Sünen-i Tirmizî, Fedâil’ul-Kur’ân 15.

[37] Sahih-i Buhârî, Megâzi 12, Fedâil’ul-Kur’ân 10, 17, 37; Sahih-i Müslim, Salât’ul-Müsâfirîn 43 (255-256 Sünen-i Tirmizî, Sevâb’ul-Kur’ân 4.

[38] Tercüme-i Tefsir-i Tiyan, c. 1, s. 232.


Namazdan Sonra Musâfaha:

Cemaatle namaz kılınıp tesbihatı tamamlandıktan sonra, mescitte veya namaz kılınan herhangi bir yerde cemaatin musâfaha yaparak ayrılması sevaplıdır.

Hüccet’ül-İslâm adlı eserde Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in, mescitte Hızır Aleyhisselâm ile musâfaha yaptığı ve bunun Peygamber Efendimizin sünneti olduğu ve yapana Hızır Aleyhisselâm sevabı verildiği şöyle nakledilmiştir:

Resûlü Ekrem Sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ebû Süfyan’ın evinden çıktım, ikin­di vaktinde mescide girdim. Boyu ve boynu uzun, kaşı çatık bir kişi mescide gelip dört rek’at namaz kıldı. Mihraba yaklaştım. O kişiye nazar ettim. Namazdan sonra iki elini kaldırdı, ağlayarak duâ etmeye başladı. Ben de elimi kaldırıp âmin dedim. Duâdan sonra sağ elini bana uzattı, elimi hafifçe tutup selâm verdi. Elimi üç kere salladı, sonra mescitten çıkıp gitti. Ben o kişinin bu hareketine taaccüb ettim, dedi. Sonra Resûlü Ekrem Sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ali Radiyallâhu anhu’nun hâne-i saadetlerine gitti: ″Yâ Ali! Mescitte bir kişi gördüm, namaz kıldı. Sonra elimi tuttu ve üç kerre salladı. Daha sonra mescitten çıkıp gitti″ dedi. O anda Cebrâil Aleyhisselâm gelip:

- Yâ Muhammed! Hakk Teâlâ sana selâm edip buyurdu ki: ″Mescid-i Saadette elini tutan yiğidi tanıdın mı?″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Hayır, bilemedim″ dedi. Cebrâil Aleyhisselâm: ″O gördüğün kişi Hızır idi. Seni ziyaret etmeye gelmişti″ dedi.

Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ″Yâ Ali! Hızır Aleyhisselâm’ın sünneti sana vasiyet olsun. Her kim bu minval üzere musâfaha eylese Hakk Teâlâ, o kişiye Hızır sevabı misli kadar sevap verir. Her bir parmağına bir yıllık ibâdet sevabı verilir. Bu kişiler birbirinden ayrılana kadar Hakk Teâlâ ikisinin de günahlarını af ve mağfiret edip, her günahına bedel bir sevap yazılır.″[1]

Musâfaha yapmanın faziletine dair Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

اِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ فَسَلَّمَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا عَلَى صَاحِبِهِ وَ تَصَافَحَا نَزَلَتْ بَيْنَهُمَا مِأَةُ رَحْمَةٍ لِلبَادِئِ تِسْعُونَ وَ لِلمُصَافِحِ عَشَرَةٌ (هب الحكيم وأبو الشيخ عن عمر)

″İki Müslüman karşılaştıklarında, birbirine selâm vererek musâfahalaşırsa aralarına yüz rahmet iner. Bunun doksanı önce selâm verip musâfahalaşana, onu ise musâfaha eden ikinci şahsadır.″[2]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur:

اِنَّ الْمُؤْمِنَ اِذَا لَقِىَ الْمُؤْمِنَ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ وَأَخَذَ بِيَدِهِ فَصَافَحَهُ تَنَاثَرَتْ خَطَايَاهُمَا كَمَا يَتَنَاثَرُ وَرَقُ الشَّجَرِ (طس عن حذيفة بن اليمان)

″Mü’min Mü’min ile karşılaştığında ona selâm vererek musâfaha yaptığı zaman, her ikisinin günahları hazan olmuş ağaç yapraklarının döküldüğü gibi dökülür.″[3] Bu Hadis-i Şerif açıklanırken ″Musâfaha″ şöyle tanımlanmıştır: ″Musâfaha, el tutuşmaktır ki, bu da hakkında ihtilaf edilmeyen bir sünnet-i kadîmedir.″[4] Âlimler, musâfahanın iki elle yapılması gerektiğini söylemişlerdir. Bâzı âlimler de sağ elle yapmak yeterlidir demişlerdir. Musâfaha sırasında Salavât-ı Şerife getirilir.

Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz mescitte musâfaha yapmışlardır. Zîrâ Kâ’b Radiyallâhu anhu’nun affedildiğine dair Sûre-i Tevbe, Âyet 118 nâzil olunca, o zât şöyle buyurmuştur:

حَتَّى دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَاِذَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَالِسٌ حَوْلَهُ النَّاسُ فَقَامَ اِلَىَّ طَلْحَةُ بْنُ عُبَيْدِ اللّٰهِ يُهَرْوِلُ حَتَّى صَافَحَنِى وَهَنَّأَنِى (خ م حم عن كعب)

″Nihâyet mescide girdiğimde Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem oturmuş ve etrafını da Ashâb çevrelemişti. Hemen Talha b. Ubeydullah kalktı, koşarak geldi. Benimle musâfaha etti ve beni kutladı.″[5]


[1] İmam Gazâli, Hüccet’ul-İslâm, s. 19-20.

[2] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 7823; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 25245.

[3] Rudânî, Câm’ul-Fevâid, Hadis No: 7723; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 442/5.

[4] Sahih-i Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih, c. 4, s. 435-436.

[5] Sahih-i Buhârî, Vesâye 16, Cihat 103, Menâkib 23; Sahih-i Müslim, Tevbe 9, (53).


Cumâ Namazında Tesbihat:

Cumanın ilk sünneti kılınınca müezzin, üç defa İhlâs Sûresi’ni okur ve ″Fâtiha″ der ve herkes kendi duyacağı şekilde Fâtiha Sûresi’ni okur. Sonra imam minbere çıkıp oturunca müezzin:

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّۜ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ.

″İnnellâhe ve melâiketehû yusallûne ale’n-nebiy. Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.[1] Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed″[2] der ve iç ezanı okur..

İmam hutbeyi bitirip namaz için yönelince de müezzin kamet getirir. Diğer kısımlar beş vakit namaz sonunda yapılanlar ile aynıdır.

Böyle uygulanması güzel görülmüştür.


[1] Sûre-i Ahzâb, Âyet 6.

[2] Mânâsı: ″Şüphesiz ki, Allah’u Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine salavat getirirler. Ey îman edenler! Siz de ona salât-u selâm getirin.″ Allah’ım! Efendimiz Muhammed üzerine ve Efendimiz Muhammed’in âli (ailesi) üzerine salât-u selâm eyle.″


Teravih Namazında Tesbihat:

Teravih namazına başlanırken müezzin: ″Habibimiz Muhammed’e salât ile selâm olsun, ona izzet ikramla teraviha kıyam olsun″ der ve akabinde ″Salât-i terâvih’a niyet″ diye söyler. Sonra namaza durulur. Teravih namazı bitince müezzin: ″Subhânallâhi ve’l-hamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm″ tesbihini okuyup, ″Eûzu Besmele″ çekerek:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ى أُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ.

رَبَّنَا اٰمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ.

″Şehru Ramadânellezî unzile fîhi’l-Kur’ân-u hüden linnâsi ve beyyinâti mine’l-hüdâ ve’l-furkân″[1] buyruğunu veya ″Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vettebe’ner-Resûle fektubnâ mea’ş-şâhidîn″[2] buyruğunu okur.[3]

Sonra duâ edilir ve müezzin ″Salât-i vitre niyet″ der ve vitir namazı kılınır. Diğer kısımlar beş vakit namazın sonunda yapılanlar ile aynıdır.

Böyle uygulanması güzel görülmüştür.


[1] Sûre-i Bakara, Âyet 185.

[2] Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 53.

[3] Mânâsı: ″Ramazan ayı, insanlara doğru yolu gösteren ve açık âyetler hâlinde hakkı bâtıldan ayıran Kur’ân’ın nâzil olduğu aydır.″ ″Ey Rabbimiz! İndirdiğin kitaplara îman edip Resûle tâbi olduk. Bizi birliğine şâhit olanlar ile beraber kaydet.″