AHD-İ MÎSÂK:

Ahd-i mîsâk: Ervâh-ı Ezel’de ruhlar yaratılınca, Allah’u Teâlâ‘nın onlara: ″Ben sizin Rabbiniz değil miyim?″ sorusuna karşı, onların: ″Evet! Sen bizim Rabbimizsin″ diyerek ahid vermeleridir. Bu husus Sûre-i A’râf, Âyet 172-174’te şöyle geçmektedir:

Hani, senin Rabbin, Âdemoğullarının sulblerinden zürriyetlerini çıkardı ve onları kendi nefislerine karşı şâhit tutarak, ″Ben sizin Rabbiniz değil miyim?″ buyurdu. Onlar da, ″Evet Rabbimizsin, şâhit olduk″ dediler. Böyle yaptık ki mahşer günü, ″Biz bundan habersizdik″ demeyesiniz.* Yahut, ″Daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, onların evlâdı olan biz de onların eserine tâbi olduk. Şimdi babalarımızın bâtıl fiilleri yüzünden bize azap mı edeceksin?″ demeyesiniz.* Hakka dönsünler diye işte âyetleri böyle genişçe açıkla­rız.

Bu âyetler hakkında Übeyy b. Kâ’b Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

جَمَعَهُمْ فَجَعَلَهُمْ أَرْوَاحًا ثُمَّ صَوَّرَهُمْ فَاسْتَنْطَقَهُمْ فَتَكَلَّمُوا ثُمَّ أَخَذَ عَلَيْهِمْ الْعَهْدَ وَالْمِيثَاقَ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالَ فَإِنِّي أُشْهِدُ عَلَيْكُمْ السَّمَوَاتِ السَّبْعَ وَالْأَرَضِينَ السَّبْعَ وَأُشْهِدُ عَلَيْكُمْ أَبَاكُمْ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلَام أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَمْ نَعْلَمْ بِهَذَا اعْلَمُوا أَنَّهُ لَا إِلَهَ غَيْرِي وَلَا رَبَّ غَيْرِي فَلَا تُشْرِكُوا بِي شَيْئًا وَإِنِّي سَأُرْسِلُ إِلَيْكُمْ رُسُلِي يُذَكِّرُونَكُمْ عَهْدِي وَمِيثَاقِي وَأُنْزِلُ عَلَيْكُمْ كُتُبِي قَالُوا شَهِدْنَا بِأَنَّكَ رَبُّنَا وَإِلَهُنَا لَا رَبَّ لَنَا غَيْرُكَ ... (حم عن ابى بن كعب)

Allah’u Teâlâ, Âdem Aleyhisselâm’ın soyundan gelecek olan insanları onun sulbünde topla­mış, onlara can vermiş ve onları şekillendirmiştir. Sonra onların konuşmalarını istemiş onlar da konuşmuşlardır. Daha sonra bunlardan ahid almış ve bunları, kendi nefislerine şâhit tutarak: ″Ben sizin Rabbiniz değil miyim?″ demiş. Onlar da: ″Evet, şâhidiz, Sen bizim Rabbimizsin″ diye cevap vermişlerdir. Bunun üze­rine Allah’u Teâlâ: ″Ben de yedi kat göğü ve yedi kat yeri ve atanız Âdem’i, mahşer gününde; biz bunu bilmiyorduk, dememeniz için size karşı şâhit tutuyorum. Bi­lin ki Benden başka ne bir ilah, ne de bir Rabb vardır. Hiçbir şeyi Bana ortak koş­mayın. Ben sizlere, sizden aldığım ahdi size hatırlatacak Peygamberlerimi gön­dereceğim ve sizlere kitaplarımı indireceğim″ dedi. Onlar da: ″Senin, bizim Rabbimiz ve ilahımız olduğuna, bizim Senden başka hiçbir Rabbimiz olmadığına şâhitlik ederiz″ diyerek bu ahidlerini onayladılar. Allah’u Teâlâ, Âdem Aleyhisselâm’ı onları görsün diye yükseltti. Âdem Aleyhisselâm da onları gördü. İçlerinde zengini, fakiri, güzeli ve çirkini gördü de: ″Ey Rabbim! Neden hepsini eşit kılmadın?″ dedi. Allah’u Teâlâ: ″Bana şükredilmesini istedim″ buyurdu. Âdem Aleyhisselâm, onların içinde Peygamberleri gördü. Üzerlerinde kandillere benzeyen bir nûr vardı. Risâlet ve Peygamberlik konusunda onlardan da farklı bir söz ve ahid alınmıştı. İşte Allah’u Teâlâ’nın: ″Ey Resûlüm! Yâd et ki, Biz (emirlerimi tebliğ ve hak dîne dâvet için) Peygamberlerden mîsâk (sağlam ahid) almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrâhim’den, Mûsâ ve Meryem oğlu Îsâ’dan da mîsâk aldık. Biz onlardan büyük mîsâk aldık″ mealindeki Sûre-i Ahzâb, Âyet 7 bu anlamdadır. Îsâ Aleyhisselâm da bu ruhlar arasındaydı ve onu da Hz. Meryem’e gönderdi. Übeyy b. Ka’b Radiyallâhu anhu’dan nakledildiğine göre; Îsâ Aleyhisselâm, Hz. Meryem’e ağzından girmiştir.[1]

Bu Ahd-i Mîsâk’ın Hacer’ül-Esved’in içine konduğuna dair de Ebû Said el-Hudrî Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ لَمَّا أَتَى الْحَجَرَ الْأَسْوَدَ وَقَفَ فَقَالَ: أَمَا إنِّي أَعْلَمُ إنَّك حَجَرٌ لَا تَضُرُّ وَلَا تَنْفَعُ، وَلَوْلَا أَنِّي رَأَيْت رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اسْتَلَمَك مَا اسْتَلَمْتُك فَبَلَغَتْ مَقَالَتُهُ عَلِيًّا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ فَقَالَ: أَمَا إنَّ الْحَجَرَ يَنْفَعُ ، فَقَالَ لَهُ عُمَرُ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ وَمَا مَنْفَعَتُهُ يَا خَتْنَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إنَّ اللّٰهَ تَعَالَى لَمَّا أَخَذَ الذُّرِّيَّةَ مِنْ ظَهْرِ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَقَرَّرَهُمْ بِقَوْلِهِ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا: بَلَى، أَوْدَعَ إقْرَارَهُمْ الْحَجَرَ فَمَنْ يَسْتَلِمْ الْحَجَرَ فَهُوَ يُجَدِّدُ الْعَهْدَ بِذَلِكَ الْإِقْرَارِ، وَالْحَجَرُ يَشْهَدُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. (ك عن أبي سعيد الخدري)

Hz. Ömer, tavafta Hacer’ül-Esved’e geldiğinde, orada durdu ve dedi ki: ″Ey Taş! Ben biliyorum ki, sen sâdece bir taşsın. Ne bir faydan ne de bir zararın vardır. Eğer Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in seni öpüp, elini yüzünü sürdüğünü görmeseydim, sana elimi yüzümü sürmezdim.″ [2] Bu sözü Hz. Ali duyunca, ″Yâ Ömer! Öyle söyleme, o taşın faydası var″ dedi. Hz. Ömer: ″Ey Resûlullah’ın amcasının oğlu! Onun faydası nedir?″ deyince, buyurdu ki: ″Resûlallah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: Allah’u Teâlâ, bir zaman Âdem evlatlarının arkasından zürriyetlerini çıkarıp, yani ruhlarımızı yaratıp, Onlara: ″Ben sizin Rabbiniz değil miyim?″ diye hitap etti. Bu hitâba, ruhlarımız: ″Evet Rabbimizsin″ demişlerdi. Allah’u Teâlâ, bu şekilde onlardan Ahd-i Mîsâk almıştı. İşte o mîsâktaki ahdi, Hacer’ül-Esved taşının içine koymuştur. Bir kimse Hacer’ül-Esved’i isti’lam ettiğinde[3], o ahdi yenilemiş olur. İşte o taş, mahşer gününde o kimseye şâhitlik yapar.″[4] Bu söz üzerine Hz. Ömer’in: ″Allah senden râzı olsun Yâ Ali! Ben bunları bilmezdim, diye buyurduğu rivâyet edilmiştir.

İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan nakledilen bir Hadis-i Şerif’te de, şöyle buyrulmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْحَجَرِ وَاللّٰهِ لَيَبْعَثَنَّهُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَهُ عَيْنَانِ يُبْصِرُ بِهِمَا وَلِسَانٌ يَنْطِقُ بِهِ يَشْهَدُ عَلَى مَنْ اسْتَلَمَهُ بِحَقٍّ (ت عن ابن عباس)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Hacer’ül-Esved hakkında buyurdu ki: ″Vallâhi! Mahşer gününde Allah’u Teâlâ Hacer’ül-Esved’i haşredecektir. İki gözü vardır. Onlarla görecek. Ve birde dili vardır onunla konuşacak ve kendisini hak ile isti’lam edenlere şâhitlik yapacaktır.″[5]


[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 20283; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 6968.

[2] Sünen-i İbn-i Mâce, Menâsik 27.

[3] İsti’lam: Tavafta Hacer’ül-Esved’in hizâsına gelindiğinde, Hacer’ül-Esved’e elini yüzünü sürüp öpmek, yaklaşamaz ise, uzaktan elini kaldırarak tekbir ile selam vermektir.

[4] Şemseddin Serahsî, el-Mebsut, c. 4, s. 434-435; Envâr’ül-Âşıkîn, s. 36; Hâkim, Müstedrek, Hadis No:1635 (benzeri).

[5] Sünen-i Tirmizî, Hac 111; Ayrıca bakınız: Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 361/2.