Ramazan Ayı:

Ramazan ayı, kamerî ayların dokuzuncusu, üç ayların sonuncusu ve on bir ayın sultanıdır. Ramazan ayının faziletini anlatan çok sayıda Hadis-i Şerif nakledilmiştir. Bu hususta Selmân-ı Fârisi Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakletmiştir:

خَطَبَنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي آخِرِ يَوْمٍ مِنْ شَعْبَانَ فَقَالَ: أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ أَظَلَّكُمْ شّهْرٌ عَظِيمٌ، شَهْرٌ مُبَارَكٌ، شَهْرٌ فِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ، جَعَلَ اللّٰهُ صِيَامَهُ فَرِيضَةً وَقِيَامَ لَيْلِهِ تَطَوُّعًا، مَنْ تَقَرَّبَ فِيهِ بِخَصْلَةٍ مِنَ الْخَيْرِ أَوْ أَدَّى فِيهِ فَرِيضَةً كَانَ كَمَنْ أَدَّى سَبْعِينَ فَرِيضَةً فِيمَا سِوَاهُ، وَهُوَ شَهْرُ الصَّبْرِ، وَالصَّبْرُ ثَوَابُهُ الْجَنَّةُ، وَشَهْرُ الْمُوَاسَاةِ، وَشَهْرٌ يُزَادُ بِهِ فِي رِزْقِ الْمُؤْمِنِ، فَمَنْ فَطَّرَ فِيهِ صَائِمًا كَانَ مَغْفِرَةً لِذُنُوبِهِ وَعُتِقَ رَقَبَتُهُ مِنَ النَّارِ، وَكَانَ لَهُ مِثْلَ أَجْرِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَجْرِهِ شَيْءٌ، قَالُوا: لَيْسَ كُلُّنَا يَجِدُ مَا يُفَطِّرُ الصَّائِمَ، قَالَ: يُعْطِي اللّٰهُ هَذَا الثَّوَابَ لِمَنْ فَطَّرَ صَائِمًا عَلَى تَمْرَةٍ أَوْ عَلَى شَرْبَةِ مَاءٍ أَوْ مَذْقَةُ لَبَنٍ، وَهُوَ شَهْرٌ أَوَّلُهُ رَحْمَةٌ وَوَسَطُهُ مَغْفِرَةٌ وَآخِرُهُ عِتْقٌ مِنَ النَّارِ، فَمَنْ خَفَّفَ عَنْ مَمْلُوكِهِ فِيهِ غَفَرَ اللّٰهُ لَهُ وَأَعْتَقَهُ مِنَ النَّارِ، فَاسْتَكْثَرُوا فِيهِ مِنْ أَرْبَعِ خِصَالٍ: خَصْلَتَانِ تَرْضَوْنَ بِهِمَا رَبَّكُمْ، وَخَصْلَتَانِ لَا غِنًى لَكُمْ عَنْهُمَا. فَالْخَصْلَتَانِ اللَّتَانِ تَرْضَوْنَ بِهِمَا رَبَّكُمْ فَشَهَادَةُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَتَسْتَغْفِرُونَهُ، وَأَمَّا اللَّتَانِ لَا غِنًى لَكُمْ عَنْهُمَا: فَتَسْأَلُونَ اللّٰهَ الْجَنَّةَ، وَتَعُوذُونَ بِهِ مِنَ النَّارِ، وَمَنْ أَشْبَعَ فِيهِ صَائِمًا سَقَاهُ اللّٰهُ تَعَالَى مِنْ حَوْضِي شَرْبَةً لَا يَظْمَأُ بَعْدَهَا أَبَدًا (عن سلمان)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Şaban ayının son gününde bize bir hutbe okudu. Bu hutbede şöyle buyurdu: ″Büyük bir ay olan Ramazan ayı size yaklaştı. Bu ay uğurlu bir aydır. Bu ayda öyle bir gece vardır ki bin aydan hayırlıdır. Allah’u Teâlâ, bu ayın gündüzlerinde oruç tutmayı farz kıldı. Gece ibâdetlerini nâfile eyledi. Bu ayda, her kim hayırlı bir hasletle Hakk’a yakınlık kazanır veya farzlardan bir farzı edâ ederse, diğer aylarda yaptığı yetmiş farz ibâdete bedeldir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise Cennettir. Bu ay bolluk ayıdır. Bu ayda Mü’min kulun rızkı artar. Bu ayda bir kimse bir Mü’min kula iftar ziyafeti verirse, günahlarının bağışlanmasına sebep olur; boynunu Cehennem ateşinden kurtarmış olur. İftar ziyafeti verdiği kimsenin ecri (sevabı) kadar kendine ecir verilir ki; öbürünün ecrinden de bir şey eksilmez.″

Bu arada Sahâbe-i Kirâm: ″Yâ Resûlullah! Bizden hemen herkesin oruçluya iftar ziyafeti vermeye gücü yetmez ki!″ deyince, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ″Oruçluya bir hurma veren de bu sevabı alır. Oruçluya bir bardak su veren, bir tas süt veren de bu sevabı alır.″

Daha sonra, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle devam etti: ″Bu ay öyle bir aydır ki; evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu Cehennem azabından kurtulmaktır. Bu ayda bir kimse kölesinin (hizmetini görenin) yükünü hafifletir ise, Allah’u Teâlâ onu bağışlar, Cehennemden azad eder. Bu ayda şu dört huyu çoğaltınız ki; onların ikisi ile Rabbinizin rızâsını alırsınız. Kalan ikisine de mutlaka ihtiyacınız vardır.

Şunlarla Rabbinizin rızâsını kazanırsınız:

a- ″Lâ ilâhe illallah″ diye zikretmekle.

b- ″Estağfirullah el-Azîm″ diye istiğfar etmekle.

Muhtaç bulunduklarınız ise şunlardır:

a- Allah’u Teâlâ’dan Cenneti istemeniz.

b- Cehennem azâbından da Allah’a sığınmanız.

Her kim bu ayda bir oruçlunun karnını doyurur ise, Allah’u Teâlâ onu Kevser havuzundan içirir ki; ondan içtikten sonra bir daha susamaz.[1]

Bu ayın önemine dair Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’den nakledilen Hadis-i Şeriflerden bâzıları da şöyledir:

إِنَّ أَبْوَابَ الْجَنَّةِ وَأَبْوَابَ السَّمَاءِ لَتُفْتَحُ لِأَوَّلِ لَيْلَةٍ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ، وَلَا تُغْلَقُ إِلَى آخِرِ لَيْلَةٍ مِنْهُ، لَيْسَ مِنْ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ يُصَلِّي فِي لَيْلَةٍ مِنْهُ إِلَّا كَتَبَ اللّٰهُ لَهُ بِكُلِّ سَجْدَةٍ أَلْفًا وَسَبْعَمْائَةِ حَسَنَةٍ، وَبَنَى لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ مِنْ يَاقُوتَةٍ حَمْرَاءَ لَهُ سَبْعُونَ أَلْفَ بَابٍ، لِكُلِّ بَابٍ مِنْهَا مِصْرَاعَانِ مِنْ ذَهَبٍ مُوَشَّحٍ مِنْ يَاقُوتَةٍ حَمْرَاءَ، فَإِذَا صَامَ أَوَّلَ يَوْمٍ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ غَفَرَ اللّٰهُ لَهُ كُلَّ ذَنْبٍ إِلَى آخِرِ يَوْمٍ مِنْ رَمَضَانَ، وَكَانَ كَفَّارَةً إِلَى مِثْلِهَا، وَكَانَ لَهُ بِكُلِّ يَوْمٍ يَصُومُهُ قَصْرٌ فِي الْجَنَّةِ لَهُ أَلْفُ بَابٍ مِنْ ذَهَبٍ، وَاسْتَغْفَرَ لَهُ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ مِنْ غُدُوِّهِ إِلَى أَنْ تَتَوَارَى بِالْحِجَابِ، وَكَانَ لَهُ بِكُلِّ سَجْدَةٍ سَجَدَهَا مِنْ لَيْلٍ أَوْ نَهَارٍ شَجَرَةٌ فِي الْجَنَّةِ يَسِيرُ الرَّاكِبُ فِي ظِلِّهَا مِائَةَ عَامٍ لَا يَقْطَعُهَا (عن أبى سعيد الخدرى)

″Ramazan ayının ilk gecesinde semâ kapıları ve Cennet kapıları açılır. Bu açılış tâ ki son gecesine kadar devam eder, kapanmaz. İster kadın olsun, ister erkek; Ramazan gecelerinden birinde kıldığı namazın her secdesi için Allah’u Teâlâ bin yedi yüz sevap yazar. Onun için Cennette bir saray yapar ki; kırmızı yakuttandır. Her kapının dahi kırmızı yakut işlemeli iki kanadı vardır. Ramazan ayının ilk gününde oruç tutmaya başlayan kimsenin Ramazan ayının son gününe kadar günahlarını bağışlar. Oruç tuttuğu her gün için de Cennette kendisine bir saray yapar. Bu sarayın bin kapısı vardır. Yetmiş bin melek, o kimsenin sabahtan akşama kadar Allah’u Teâlâ’dan bağışlanmasını dilerler. Ramazan ayında oruç tutan kimse; gece olsun, gündüz olsun ettiği her secdesi için Cennette bir ağaç dikilir ki; onun gölgesinde bir atlı yüz sene yol alsa dışarı çıkamaz.″[2]

ذَاكِرُ اللّٰهَ فِي رَمَضَانَ مَغْفُرٌ لَهُ وَسَائِلُ اللّٰهَ فِيهِ لَا يَخِيبُ (هب عن عمر بن الخطاب)

″Ramazanda Allah’ı zikreden bağışlanır ve Allah’a bir dilekte bulunan boş bırakılmaz.″[3]

اِذَا دَخَلَ شَهْرُ رَمَضَانَ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ وَصُفِّدَتْ الشَّيَاطِينُ (ن عن أبى هريرة)

″Ramazan ayı geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.″[4]

إِنَّ اللّٰهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فَرَضَ صِيَامَ رَمَضَانَ عَلَيْكُمْ وَسَنَنْتُ لَكُمْ قِيَامَهُ فَمَنْ صَامَهُ وَقَامَهُ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا خَرَجَ مِنْ ذُنُوبِهِ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ (ن حم عن عبد الرحمن بن عوف)

″Şüphesiz Allah’u Teâlâ, Ramazan orucunu size farz kıldı. Ben de onun namazını size sünnet kıldım. Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutar ve onun namazını (Terâvih namazını) da kılarsa, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından ayrılır ″[5]

Ramazan ayı girdiğinde Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in yaptığı uygulama hakkında Hz. Âişe annemiz şöyle buyurmuştur:

كَانَ إِذَا دَخَلَ رَمَضَانُ تَغَيَّرَ لَوْنُهُ وَكَثُرَتْ صَلَاتُهُ، وَابْتَهَلَ فِي الدُّعَاءِ وَأَشْفَقَ لَوْنُهُ (هب عن عائشة)

″Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan girdiği vakit, rengi değişirdi. Namazı çok kılardı. Kendisini duâya verirdi. Rengi korkudan adeta sararırdı.″[6]

İtikaf, sünnet-i müekkededir. Zîrâ Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, Medîne-i Münevvere’ye teşrif ettiklerinde, mübârek ömürlerinin sonuna kadar Ramazan-ı Şerif’in son on gününde itikâfa devam etmişlerdir. Bu hususta Hz. Âişe Radiyallâhu anhâ’dan nakledildiğine göre, o şöyle buyurmuştur:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الْأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللّٰهُ ثُمَّ اعْتَكَفَ أَزْوَاجُهُ مِنْ بَعْدِهِ (خ م عن عائشة)

″Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, vefâtlarına kadar her Ramazan’ın son on gü­nünde itikâfa girerdi. Ondan sonra da Mü’min-lerin anneleri olan Peygamberimizin zevceleri itikâfa girmeye devam ettiler.″[7]

İtikâfın mükâfatına dair de Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

اعْتِكَافُ عَشْرٍ فِي رَمَضَانَ كَحَجَّتَيْنِ وَعُمْرَتَيْنِ (طب عن عليّ بن الحسين عن أبيه)

″Ramazan’da son on gün itikâfa girmek, iki hac ve iki umre gibidir.″[8]


[1] Günyet’üt-Talibin, c. 2, s. 6.

[2] Günyet’üt-Talibin, c. 2, s. 6-7.

[3] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 3473; Muhtâr’ul-Ehâdîsin-Nebeviyye, Hadis No: 618.

[4] Sünen-i Nesâî, Sıyam 4.

[5] Sünen-i Nesâî, Sıyam 40; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 1572.

[6] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 532/1; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 18062.

[7] Sahih-i Buhârî, İtikâf 1; Sahih-i Müslim, İtikâf 1 (5).

[8] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 2819; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 74/1.