Tesbih Namazı:

Dört rek’attır. Belli bir vakti yoktur. Kerâhet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Tesbih namazının gece kılınması efdal görülmüştür. Gece kılınırsa iki rek’atta bir selâm ile kılınır. Gündüz kılınır ise dört rek’atın sonunda selâm verilir.[1] Her rek’atında yetmiş beş defa ″Subhânallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber″ tesbihi söylenir, tamamı üç yüz eder.İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’ya; ″Bu namazda okunması gereken sûre var mı?″ diye sorulunca, ″Evet, tesbih namazı kılan kimse (birinci tek’atta) Tekâsür, (ikinci rek’atta) Asr, (üçüncü rek’atta) Kâfirûn, (dördüncü rek’atta) İhlâs Sûrelerini okur″ diye buyurmuştur.[2] Herhangi bir sûre okunmasında da bir sakınca yoktur. ″Subhânallahi, velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber″ tesbihine ilâve olarak; ″Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm″ ifadesi eklenirse daha da makbuldür.[3]

Bu namaz nâfiledir, ama Ümmet-i Muhammed’in amel defterinde bulunmalıdır. Allah’ı sevenin nişânı bunlardır. Amel defterinde nâfile namaza çok itibar ederler. Farzı ve sünneti kılmayana ise korku vardır. Nâfile, sırf Allah’ı sevmektendir. Onun için üç yüz ″Subhânallah…″ tesbihi ile kılınır. Daha başka nâfile namazlar da vardır, devam lâzımdır. Gücü yeteceği kadar bu tür nâfile ibâdetleri kendine âdet etmelidir. Fazla fazla eder ise sonunda Hakk’a yakınlık, bu nâfile ibâdetler iledir. Bu hususta Hadis-i Kudsî’de Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

مَنْ عَادَى لِى وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ وَمَا تَقَرَّبَ اِلَيَّ عَبْدِى بِشَيْءٍ أَحَبَّ اِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُهُ وَمَا يَزَالُ عَبْدِى يَتَقَرَّبُ اِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى اُحِبَّهُ فَاِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ لَهُ سَمْعُهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ وَبَصَرَهُ الَّذِى يُبْصِرُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا وَاِنْ سَأَلَنِى أَعْطَيْتُهُ وَلَوِ اسْتَعَاذَنِى لَأُعِيذُنِيهِ (خ حب ق عن ابى هريرة)

Her kim Benim evliyâmdan birine düşmanlık ederse, Bana karşı harp ilan eyledi. Kulum Bana farz namazı kılarken yakın olduğu gibi başka bir şey ile yakın olamaz. O kulum, nâfilelere devam ettiği sürece, bu yakınlığı devam eder. Hattâ o kulumu severim. Bir kulumu seversem; onun işiten kulağı Ben olurum, Benim ile işitir. Gören gözü Ben olurum, Benim ile görür. Tutan eli Ben olurum, Benim ile tutar ve yürüyen ayağı Ben olurum, Benim ile yürür. Benden ne isterse istediğini veririm. Bana sığınır ise Ben de onu muhafazama alırım.[4]

Geceleyin nâfile kılan kimse, imam olursa, âşikâre okur. Hanefilere göre; Terâvih, istiskâ, küsuf ve husuf namazları hâriç birbirini çağırarak, nâfile bir namazı cemaatle kılmak mekruhtur. Ancak bir yerde bulunan iki, üç kişinin, nâfile namazları cemaatle kılmaları câiz görülmüştür. Yani, üç kişiye kadar ve ilan edilmemek şartıyla nâfile namaz cemaatle kılınınca mekruh olmaz. Fakat bu sayıdan fazla kimse olursa, cemaatle nâfile namaz kılmaları mekruh olur. Bu husus″Kâfi″adlı eserde ve diğer kitaplarda böyle zikredilmiştir. Bu şekilde nâfile namazların cemaatle kılmanın câiz olduğuna dair şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ وَهُوَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مِنْ الْأَنْصَارِ أَنَّهُ أَتَى رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَدْ أَنْكَرْتُ بَصَرِي وَأَنَا أُصَلِّي لِقَوْمِي فَإِذَا كَانَتْ الْأَمْطَارُ سَالَ الْوَادِي الَّذِي بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ لَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ آتِيَ مَسْجِدَهُمْ فَأُصَلِّيَ بِهِمْ وَوَدِدْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَنَّكَ تَأْتِينِي فَتُصَلِّيَ فِي بَيْتِي فَأَتَّخِذَهُ مُصَلًّى قَالَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَأَفْعَلُ إِنْ شَاءَ اللّٰهُ قَالَ عِتْبَانُ فَغَدَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبُو بَكْرٍ حِينَ ارْتَفَعَ النَّهَارُ فَاسْتَأْذَنَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَذِنْتُ لَهُ فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى دَخَلَ الْبَيْتَ ثُمَّ قَالَ أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ قَالَ فَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى نَاحِيَةٍ مِنْ الْبَيْتِ فَقَامَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَكَبَّرَ فَقُمْنَا فَصَفَّنَا فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ قَالَ وَحَبَسْنَاهُ عَلَى خَزِيرَةٍ صَنَعْنَاهَا لَهُ قَالَ فَآبَ فِي الْبَيْتِ رِجَالٌ مِنْ أَهْلِ الدَّارِ ذَوُو عَدَدٍ فَاجْتَمَعُوا(خ م عن محمود بن الربيع الأنصارى)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in sahâbîlerinden ve Bedir’e katılan Ensâr’dan Itbân İbn-i Mâlik Radiyallâhu anhu, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip; ″Yâ Resûlallah! Gözlerim çok zayıflamıştır. Halbuki ben, kavmime namaz kıldıran biriyim. Yağmur yağdığı zaman onlarla benim aramızda dere akar da mescitlerine gidip onlara namaz kıldıramaz oluyorum. Yâ Resûlallah! Gönlüm arzu etti ki, bana gelip evimde na­maz kılsanız da senin namaz kıldığın yeri namazgah edineyim″ de­di. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ″İnşâallah bunu yapacağım″ dedi. İtbân Radiyallâhu anhu der ki: Ertesi sabah Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem ile Hz. Ebû Bekir, gün yüksel­diği vakit bana geldiler. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem içeri girmek için izin istedi. Ben de izin verdim. Eve girdiğinde oturmadı. Sonra: ″Evinin neresinde na­maz kılmamı istersin?″ dedi. İtbân Radiyallâhu anhu der ki: ″Ben evin bir tarafını ona işâret ettim. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem namaza durup tekbir aldı. Biz de (Hz. Ebû ;Bekir ile ben) arkasında du­rup saf olduk. İki rek’at kıldırdıktan sonra selâm verdi. Itbân Radiyallâhu anhu der ki: Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’i, kendisi için yaptığımız bir hazîre yemeği üzerine alıkoyduk. Yurdun ahâlîsinden birçok kimseler Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in gelişini haber alarak eve gelip doldular…[5]

Bu Hadis-i Şerif’te görüldüğü üzere Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Itbân ile birlikte İşrak veya Kuşluk namazını cemaatle kılmışlardır. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in bulunduğu yerde bereket olurdu. Bu sebeple Sahâbe-i Kirâm, Resûlü Ekrem Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizi evlerine dâvet ederlerdi. Sahâbe-i Kirâm, Resûlü Ekrem Efendimizin vefâtından sonra da onun hatırası olan yerleri bereketlenmek için ziyâret ederlerdi. Osmanlı döneminde de Resûlü Ekrem Efendimizin hatırası olan bu tür yerler mescid hâline getirilmişti. Mâlesef bu hâtıralar, Osmanlı’dan sonra vehhabiler tarafından yıkılarak yok edilmiştir.

Tesbih namazının da, üçten fazla kişinin bir araya gelerek cemaatle kılınması mekruhtur. Ancak yerine ve gereğine göre ulemâ, ehemmiyet arzeden nâfile namazların, cemaatle kılınmasını câiz görmüşlerdir. Eğer bu namaz cemaatle kılınacak olursa, gece kılınması efdal olduğundan, gece kılınır ve imam kıraatı ve tesbihleri açıktan okur.[6]

Hanefi mezhebine göre; bu namazın kılınışı şöyledir:

Allah rızâsı için tesbih namazı kılmaya veya nâfile namaz kılmaya diye niyet edilerek ″Allâh’u Ekber″ diye namaza başlanır. Subhâneke’den sonra on beş kere ″Subhânallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber″ tesbihi okunur. Sonra Eûzu Besmele çekilerek Fâtiha ile bir sûre okunur ve arkasından yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. Sonra rükûya varılıp üç defa ″Subhâne Rabbiye’l-Azîm″ dedikten yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunarak rükûdan kalkılır ve rükûdan doğrulduktan sonra ″Semiallâhü limen hamideh ve Rabbenâ leke’l-hamd″i takiben kıyam hâlinde iken yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. Ondan sonra secdeye varılıp ve üç defa ″Subhâne Rabbiye’l-A’lâ″ dedikten sonra yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır ve iki secde arasında oturulunca yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. İkinci secdeye tekbir ile varılıp üç defa ″Subhâne Rabbiye’l-A’lâ″ dedikten sonra yine on defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. Böylece namaz tekbirlerinden fazla olarak alınan tekbirlerin toplamı yetmiş beş olur. Sonra ikinci rek’ate kalkılır ve yine önce on beş defa ″Subhânallah…″ tesbihi okunur. Sonra birinci rek’atta yapıldığı gibi aynı şekilde kılınır. Eğer gece kılınıyorsa iki rek’atta bir selam verilir. Son oturuşta Tahiyyat, Allâhümme salli ve Allâhümme bârik ile Rabbenâ duâları okunarak selâm verilir. Böylece her iki rek’atta yapılan bu tesbihlerin toplamı yüz elli olur. Bundan sonra selâm verilip aynı şekilde iki rek’at daha kılınır. Böylece dört rek’atta yapılan tesbihlerin sayısı üç yüz olur. Hanefilerin bu husustaki delili, Abdullah b. el-Mübârek Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’tir.[7]

Tesbih namazının fazileti hakkında da İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِلْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَا عَبَّاسُ يَا عَمَّاهُ أَلَا أُعْطِيكَ أَلَا أَمْنَحُكَ أَلَا أَحْبُوكَ أَلَا أَفْعَلُ بِكَ عَشْرَ خِصَالٍ إِذَا أَنْتَ فَعَلْتَ ذَلِكَ غَفَرَ اللّٰهُ لَكَ ذَنْبَكَ أَوَّلَهُ وَآخِرَهُ قَدِيمَهُ وَحَدِيثَهُ خَطَأَهُ وَعَمْدَهُ صَغِيرَهُ وَكَبِيرَهُ سِرَّهُ وَعَلَانِيَتَهُ عَشْرَ خِصَالٍ أَنْ تُصَلِّيَ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ تَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ فَاتِحَةَ الْكِتَابِ وَسُورَةً فَإِذَا فَرَغْتَ مِنْ الْقِرَاءَةِ فِي أَوَّلِ رَكْعَةٍ وَأَنْتَ قَائِمٌ قُلْتَ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ خَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً ثُمَّ تَرْكَعُ فَتَقُولُهَا وَأَنْتَ رَاكِعٌ عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ مِنْ الرُّكُوعِ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَهْوِي سَاجِدًا فَتَقُولُهَا وَأَنْتَ سَاجِدٌ عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ مِنْ السُّجُودِ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَسْجُدُ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ فَتَقُولُهَا عَشْرًا فَذَلِكَ خَمْسٌ وَسَبْعُونَ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ تَفْعَلُ ذَلِكَ فِي أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ إِنْ اسْتَطَعْتَ أَنْ تُصَلِّيَهَا فِي كُلِّ يَوْمٍ مَرَّةً فَافْعَلْ فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي كُلِّ جُمُعَةٍ مَرَّةً فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي كُلِّ شَهْرٍ مَرَّةً فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي كُلِّ سَنَةٍ مَرَّةً فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي عُمُرِكَ مَرَّةً (د ه عن أبن عباس)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, (amcası) Hz. Abbas İbn-i Abdulmuttalib’e şöyle buyurmuştur: ″Ey Abbas! Ey Amcam! Sana bir ikramda bulunayım, seni menfaatlendireyim mi? Sana iyilikte bulunayım da sana, işlediğin takdirde Allah’ın on haslet olan günahının ilkini de sonuncusunu da, eskisini de yenisini de, bilerek yapılanını da yanılarak yapılanını da, küçüğünü de büyüğünüde, gizlisini de açığını da bağışlayacağı bir ameli haber vereyim mi?″ (İşte günahın çeşitleri olan bu on hasleti arıtan amel, tesbih namazıdır. Onu) dört rek’at (olarak) kılarsın. Her rek’atında Fâtiha Sûresi ile diğer bir sûre okursun. Bunları okumayı bitirince rükûdan önce ayakta iken on beş kere ″Subhânallahi, velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber″ dersin. Sonra rükûya varırsın. Bunları on kere de rükûdayken söylersin. Sonra rükûdan başını kaldırıp bunları on kere daha söylersin. Sonra secdeye gidersin. On kere de secde de söylersin. sonra secdeden başını kaldırıp on kere, sonra (ikinci) secdeye kapanıp on kere, sonra başını (ikinci secdeden) kaldırıp on kere (daha) bu kelimeleri söylersin. Bunların bir rek’atta ki toplamı yetmiş beştir.[8] Bu namazı günde bir kere kılmaya gücün yeterse kıl. Eğer bunu yapamazsan her Cuma bir kere kıl. Bunu da yapamazsan, her ay bir kere kıl. Bunu da yapamazsan senede bir kere kıl. Bunu da yapamazsan, hiç değilse ömründe bir kere kıl.[9]


[1] Sünen-i Tirmizî, Vitir 19.

[2] Fetevâyı Hindiyye, c. 1, s. 384.

[3] Yani tesbih namazını kılarken kişi dilerse bu tesbihi devamı ile birlikte bütün sayılarda okur. Dilerse de meselâ; on kere okunurken ″… ekber″ ile bitirir ve en son onuncuda devamı olan ″Ve lâ havle….″ ifadesini de ekleyerek tamamlar. (İmam Gazâli, Hüccet’ül-İslâm, s. 28)

[4] Sahih-i Buhârî, Rikâk 38; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 330/3.

[5] Sahih-i Buhârî, Salât 46; Sahih-i Müslim, Mesâcid 48 (263-266 Sünen-i Nesâî, Sehv 73; Sünen-i İbn-i Mâce, Mesâcid 8.

[6] Bu namaz, şayet gündüz kılınacak olursa, bâzı âlimlere göre imam kıraatı ve tesbihleri yine açıktan okur. Bâzı âlimlere göre de, bu namaz gündüz kılındığı için sessiz okunması gerekir demişlerdir.

[7] Sünen-i Tirmizî, Vitir 19.

[8] Bu Hadis-i Şerif’te, tesbih namazının kılınma şekli Hanefilerin delil aldığı hadisten biraz farklı olmakla beraber tesbih sayısı aynıdır.

[9] Sünen-i Ebû Dâvûd, Salât’ut-Tatavvû 14; Sünen-i İbn-i Mâce, İkâme 190.