Şirk:

″Allah’a ortak koşmak″ anlamına gelen ″Şirk″ ifadesinden maksat, Allah’ın birliğini inkâr ederek, müşriklerin yaptığı gibi putu veya herhangi bir nesneyi ilah edinip ona ibâdet etmek ve ayrıca Ehl-i Kitab’ın yaptığı gibi, birden fazla ilah olduğunu söyleyerek Allah’a ortak koşmaktır.

Bu hususta Cenâb-ı Hakk Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 165’te şöyle buyurmaktadır:

″İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’tan başkalarını O’na ortak koşarlar. Onları Allah’ı sever gibi severler. Mü’minlerin ise, Allah’a sevgileri daha şiddetlidir. O zâlimler, azâbı gördükleri vakit, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’u Teâlâ’nın azâbının çok şiddetli olduğunu bir bilselerdi!″

Bu Âyet-i Kerime’de Allah’u Teâlâ’ya şirk koşanlardan kastedilenler; Hristiyanlar, Yahudiler, Sâbiiler (yıldıza tapanlar), putperestler ve bunun gibilerdir.

Bu hususta Abdullah İbn-i Mes’ud Radiyallâhu anhu da şu Hadis-i Şerif’i nakleder:

سَأَلْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللّٰهِ قَالَ أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ قَالَ قُلْتُ لَهُ إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ قَالَ قُلْتُ ثُمَّ أَيٌّ قَالَ ثُمَّ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ مَخَافَةَ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ قَالَ قُلْتُ ثُمَّ أَيٌّ قَالَ ثُمَّ أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ (م عن عبد اللّٰه)

Ben: ″Yâ Resûlallah! Allah katında hangi günah daha büyüktür?″ diye sordum. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Seni yarattığı halde Allah’a ortak koşmandır″ buyurdu. ″Ondan sonra hangisidir?″ dedim. ″Seninle birlikte yemek yiyeceğinden korkarak çocuğunu öldürmendir″ buyurdu. ″Ondan sonra hangisidir?″ dedim. ″Komşunun hanımıyla zinâ etmendir″ buyurdu.[1]

Mü’minler, Allah’u Teâlâ’yı malından, evladından ve kendi canından daha ileri severler ve azabından da korkarak emir ve nehiylerinin dışına çıkmazlar. Tâzim ve sevgi hususunda hiçbir şeyi Allah’u Teâlâ’nın dengine çıkarmazlar. Yani Hristiyanların Îsâ Mesih, Allah’ın oğludur, Yahudilerin de Üzeyr, Allah’ın oğludur ve Müşriklerin, melekler, Allah’ın kızlarıdır gibi sözler söyleyerek hiçbir mahlûku Allah’ın dengine çıkarmazlar.

Muaz Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakletmiştir:

كُنْتُ رَدِيفَ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ لِي يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللّٰهِ عَلَى الْنَّاسِ قُلْتُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ حَقَّهُ عَلَيْهِمْ اَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا أَتَدْرِي يَا مُعَاذُ مَا حَقُّ الْنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ إِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ قُلْتُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ قَالَ حَقُّ الْنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ أَنْ لَا يُعَذِّبَهُمْ (طب عن معاذ بن جبل)

Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, bineğinin üzerindeydi ve ben de onun arkasında idim. Bana: ″Yâ Muaz! Allah’ın insanlar üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?″ diye sordu. Ben: ″Allah ve Resûlü daha iyi bilir″ dedim. Buyurdu ki: ″Allah’u Teâlâ’yı bir bilip, yalnız O’na ibâdet etmeleri ve ibâdetlerinde hiçbir şeyi O’na şirk koşmamalarıdır. ″Yâ Muaz! Bu görevlerini yerine getiren insanların Allah üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?″ ″Allah ve Resûlü daha iyi bilir″ deyince, buyurdu ki: ″Onlara azap etmemesidir.″[2]


[1] Sahih-i Müslim, İman, 38 (141).

[2] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 16508; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 21029