Küfür:

Küfür kelimesi lügatta, örtmek anlamına gelmektedir. Kavram olarak da İslâm’ın hakikatlerinin inkar edilmesidir. Bu kimselere de ″Kâfir″ denilir. Bir kimseye küfür ile itham etmeye ″Tekfir″ denir.

Küfür üç kısma ayrılır: Küfrü inâdî, küfrü cehlî ve küfrü hükmîdir.

Küfrü inâdî: Hakkı bildiği halde inat edip îman etmeyen kimselerdir. Ebû Cehil, Şeddad, Firavun ve Nemrut’un küfrü gibi. Bu hususta Allah’u Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 6-7’de: ″Ey Habîbim! (İnâdi olan) kâfirlere gelince, onları (Allah’ın azâbından) korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir, onlar îman etmezler.* Allah’u Teâlâ onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerine de perde çekmiştir. Ve onlar için büyük bir azap vardır″ diye buyurmaktadır. Yani Cehennemlik olanlar şunlardır ki, onları Cehenneme girmekten korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir, aldırmaz ve sakınmazlar. Ey Habîbim! Sen, küfürde inâdi olanları inandıramazsın, onların kalplerine korku koyamazsın. Günahlarının kirleri kendilerini paslandırır, vaadlere inanmaz olur, kalpleri körleşir. Bunlara Allah’u Teâlâ gazap eder; duymasınlar, görmesinler diye kalplerini, gözlerini ve kulaklarını kara mühürle mühürler. Sebebi de küfürde inat etmeleridir, demektir.

Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

الْقُلُوبُ أَرْبَعَةٌ: قَلْبٌ أَغْلَفُ، فَذَلِكَ قَلْبُ الْكَافِرِ، وَقَلْبٌ مُصْفَحٌ فَذَلِكَ قَلْبُ الْمُنَافِقِ، وَقَلْبٌ أَجْرَدُ فِيهِ مِثْلُ السِّرَاجِ، فَذَلِكَ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ، وَقَلْبٌ فِيهِ إِيمَانٌ وَنِفَاقٌ، فَمَثَلُ الْإِيمَانِ كَمَثَلِ شَجَرَةٍ يُمِدُّهَا مَاءٌ طَيِّبٌ، وَمَثَلُ النِّفَاقِ كَمَثَلِ قُرْحَةٍ يُمِدُّهَا الْقَيْحُ وَالدَّمُ، فَأَيُّ الْمَادَّتَيْنِ غَلَبَتْ صَاحِبَتَهَا أَهْلَكَتْهُ (مصنف ابن ابى شيبة عن حذيفة)

″Kalpler dört türlüdür. Tamamen mühürlenmiş kalp, bu (küfürde inâdi olan) kâfirin kalbidir. Eğri ve içinde îman ile küfrü bir arada bulunduran kalp, münâfığın kalbidir. İçinde ışıl ışıl bir kandilin yandığı kötülüklerden arındırılmış kalp, Mü’minin kalbidir. Bir kalp daha vardır ki, içinde nifak ve îmanı beraberce barındırır. Îman, bu kalpte tertemiz sulardan beslenen bir ağacı andırırken, nifak, kan ve irin akıtan bir yaraya benzer. Artık hangisi diğerine üstün gelirse, kalp onun hükmü altına girer.″[1]

Küfrü cehlî: Kâfir halkına denir. Bunlara, ″Gelin Müslüman olun″ dense, ″Biz babalarımızdan böyle gördük, böyle gideriz″ derler. Bu husus Sûre-i Bakara, Âyet 170’te şöyle geçmektedir: Kâfirlere: ″Allah’ın indirdiğine tâbi olun!″ denildiği zaman, ″Hayır, biz babalarımızın dînine tâbi oluruz″ dediler. Babaları bir şey anlamamış ve hidâyet üzere olmamış oldukları hâlde, yine onların dînine mi tâbi olacaklar?

Yine Sûre-i Sâffât, Âyet 68-70’de Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ″Sonra onların dönüp varacakları yer, şüphesiz yine Cehennemdir.* Çünkü onlar, babalarını azgın buldular* ve onların izine uymada sürat gösterdiler.″

Küfrü hükmî: Dîne göre hürmet olunacak yerde küçük görür ve küçük görülecek yerde hürmet ederse, buna da küfrü hükmî denir. Meselâ; bu hususta Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّاللّٰهَ اخْتَارَنِي وَاخْتَارَ أَصْحَابِي فَجَعَلَهُمْ أَصْهَارِي وَجَعَلَهُمْ أَنْصَارِي وَإِنَّهُ سَيَجِيءُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ يَنْتَقِصُونَهُمْ أَلَا فَلَا تُنَاكِحُوهُمْ أَلَا فَلَا تَنْكِحُوا إِلَيْهِمْ أَلَا فَلَا تُصَلُّوا عَلَيْهِمْ عَلَيْهِمْ حَلَّتْ لَعْنَةُ (عق ابن النجار عن انس بن مالك)

″Şüphesiz Allah’u Teâlâ, Beni ve Ashâbımı seçti. Ashâbımı Bana akraba ve yardımcılar kıldı. Bilesiniz âhir zaman­da bir kısım insanlar çıkıp Ashâbımın kadrini, kıymetini düşürmeye çalışacak. Dik­kat edin! Onlarla evlenmeyin. Dik­kat edin! Onlara kız vermeyin. Dikkat edin! Onlarla birlikte namaz kılmayın. Onla­rın (cenâze) namazını da kılmayın. Onlara Hakk’ın lâneti inmiştir.″[2]


[1] Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c. 1, s. 373; İbn-i Ebî Şeybe, Masannef, Hadis No: 53; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 10705.

[2] Kütüb-i Sitte, c. 1, s. 525; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 89/7; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 32468, 32529.