Peygamberlerin, Şehitlerin Diri Olup Cesetlerinin Çürümemesi:

Ehl-i Sünnet itikâdına göre; Allah’u Teâlâ Peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kılmıştır, onlar diridirler ve rızıklanmaktadırlar. Bu husus Evs İbn-i Evs Radiyallâhu anhu’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te şöyle geçmektedir:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ مِنْ أَفْضَلِ أَيَّامِكُمْ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِيهِ خُلِقَ آدَمُ وَفِيهِ قُبِضَ وَفِيهِ النَّفْخَةُ وَفِيهِ الصَّعْقَةُ فَأَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنْ الصَّلَاةِ فِيهِ فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ مَعْرُوضَةٌ عَلَيَّ قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَكَيْفَ تُعْرَضُ صَلَاتُنَا عَلَيْكَ وَقَدْ أَرِمْتَ يَقُولُونَ بَلِيتَ فَقَالَ إِنَّ اللّٰهَ عَزَّ وَجَلَّ حَرَّمَ عَلَى الْأَرْضِ أَجْسَادَ الْأَنْبِيَاءِ (د ن عن اوس بن اوس)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı ve o gün vefât etti. Sûra o gün üflenecek ve mahlûkat o gün ölecektir. Bu sebeple Cuma günü, bana çokça salât-u selâm getirin. Zîrâ sizin salât-u selâmlarınız bana arz edilir″ diye buyurunca, Ashâb-ı Kirâm: ″Yâ Resûlallah! Vefât ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salât-u selâmlarımız sana nasıl arz edilir?″ diye sordular. Bunun üzerine Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem:Allah’u Teâlâ, Peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı″ diye buyurdu.[1]

Ebu’d-Derdâ Radiyallâhu anhu’dan nakledilen bir diğer Hadis-i Şerif’te de şöyle buyrulmuştur:

أَكْثِرُوا الصَّلَاةَ عَلَيَّ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَإِنَّهُ مَشْهُودٌ تَشْهَدُهُ الْمَلَائِكَةُ وَإِنَّ أَحَدًا لَنْ يُصَلِّيَ عَلَيَّ إِلَّا عُرِضَتْ عَلَيَّ صَلَاتُهُ حَتَّى يَفْرُغَ مِنْهَا قَالَ قُلْتُ وَبَعْدَ الْمَوْتِ قَالَ وَبَعْدَ الْمَوْتِ إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَى الْأَرْضِ أَنْ تَأْكُلَ أَجْسَادَ الْأَنْبِيَاءِ فَنَبِيُّ اللَّهِ حَيٌّ يُرْزَقُ (ه عن أبى الدرداء)

Cuma günü benim üzerime bol salavât getirin. Çünkü o salavatta melekler hazır bulunur ve şüphesiz herhangi bir kimse benim üzerime salavât getireceği zaman, onun salavâtı bitinceye kadar aynı anda bana sunulur. Ebü’d-Derdâ Radiyallâhu anhu: ″Vefâtınızdan sonra da böyle mi″ deyince, Resûlallah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet, vefâtımdan sonra da salât-u selâmlarınız bana sunulur. Şüphesiz Allah’u Teâlâ Peygamberlerin cesetlerini yemeyi yere haram kılmıştır.Allah’ın Peygamberi diridir ve rızıklandırılır.″[2]

Yine Sûre-i Sebe, Âyet 14’te Süleyman Aleyhisselâm’ın cesedinin çürmediği şöyle anlatılmaktadır:

″Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz vakit, onun ölümünü, cinlere ancak dayandığı âsâyı yiyen ağaç kurdu gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca, cinler öldüğünü anladı ki, eğer cinler gaybı (onun öldüğünü) bilselerdi, o aşağılayıcı azap içinde (ağır işler yaparak) yaşamaya devam etmezlerdi.″

Bu âyette açıkça geçtiği üzere, Süleyman Aleyhisselâm’ın öldüğünü cinler, onun âsâsını bir ağaç kurdu yiyip de kırılıncaya kadar anlamamışlardır. Nakledildiğine göre; Süleyman Aleyhisselâm, bu halde yedi yıl ölmüş olarak âsâsına dayalı kaldı.

Allah’u Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 154’te şöyle buyurmuştur:

″Allah yolunda öldürülenlere ″Ölüler″ demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lâkin siz idrak etmezsiniz.″

Allah’u Teâlâ Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 157’de de şöyle buyurmuştur:

Yemin olsun ki, Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, kâfirlerin dünyâda topladıkları şeylerin tamamından hayırlıdır.″

Yine Allah’u Teâlâ Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 169’da şöyle buyurmuştur:

″Allah yolunda öldürülenleri, ölüler zannetmeyin. Bilakis onlar diridirler ve Rableri katında rızıklanmaktadırlar.″

Yine bu hususta İbn-i Ömer Radiyallâhu anhumâ‘dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

مَرَّ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى مُصْعَبِ بْنِ عُمَيْرٍ حِينَ رَجَعَ مِنْ أُحُدٍ فَوَقَفَ عَلَيْهِ وَعَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ: أَشْهَدُ أَنَّكُمْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ اللّٰهِ فَزُورُوهُمْ وَسَلِّمُوا عَلَيْهِمْ، فَوَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لا يُسَلِّمُ عَلَيْهِمْ أَحَدٌ اِلَّا رَدُّوا اِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ (طب عن ابن عمر)

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Mus’ab ibn-i Ümeyr‘in kabrine uğradı ve onun üzerinde dikilerek Uhud şehitleri hakkında şöyle buyurdu:Ben şâhitlik ederim ki, sizler Allah katında dirilersiniz.″ Sonra Ashâbına hitâben: ″Onları ziyaret edin ve kendilerine selâm verin. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir kimse onlara selâm vermeye dursun, onun selâmına karşılık verirler. Tâ kıyâmete kadar bu böyle devam eder.″[3]

Yine bu hususta Abdurrahman b. Ebî Sasaa Radiyallâhu anhu’dan şu hâdise nakledilmiştir:

أَنَّ عَمْرَو بْنَ الْجَمُوحِ وَعَبْدَ اللّٰهِ بْنَ عَمْرٍو الْأَنْصَارِيَّيْنِ ثُمَّ السَّلَمِيَّيْنِ كَانَا قَدْ حَفَرَ السَّيْلُ قَبْرَهُمَا وَكَانَ قَبْرُهُمَا مِمَّا يَلِي السَّيْلَ وَكَانَا فِي قَبْرٍ وَاحِدٍ وَهُمَا مِمَّنْ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ فَحُفِرَ عَنْهُمَا لِيُغَيَّرَا مِنْ مَكَانِهِمَا فَوُجِدَا لَمْ يَتَغَيَّرَا كَأَنَّهُمَا مَاتَا بِالْأَمْسِ وَكَانَ أَحَدُهُمَا قَدْ جُرِحَ فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَى جُرْحِهِ فَدُفِنَ وَهُوَ كَذَلِكَ فَأُمِيطَتْ يَدُهُ عَنْ جُرْحِهِ ثُمَّ أُرْسِلَتْ فَرَجَعَتْ كَمَا كَانَتْ وَكَانَ بَيْنَ أُحُدٍ وَبَيْنَ يَوْمَ حُفِرَ عَنْهُمَا سِتٌّ وَأَرْبَعُونَ سَنَةً (موطأ عن عبد الرحمن بن أبي صعصعة)

″Ensardan olup sonradan Selemiyyeyn kabilesine mensup olan Amr b. Cemuh ve Abdullah b. Amr’ın mezarını sel götürmüştü. Çünkü onların kabirleri sel ağzına geliyordu. İkisi de aynı mezarda medfun bulunuyorlar ve ikisi de Uhud şehitlerindendi. Derhal onlar için başka mezar kazıldı. Bulundukları mezar açılınca görüldü ki, sanki henüz daha akşamleyin vefat etmişler gibi cesetleri hiç bozulmamış biri yaralanmış, elini yarasının üzerine koymuştu, böylece defnedilmiş. Mezar açılınca elini yaranın üzerinden aldılar. Sonra el tekrar yaranın üzerine geldi. Aynı eskisi gibi kondu. Mezarın açılışı ile Uhud Harbi arasında tam kırk altı sene geçmişti.″[4]

İşte bu Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şerif’lerden anlaşıldığı üzere, Allah yolunda ölen veya öldürülen kişilerin ölmeyip diri olduğu, cesetlerinin çürümeyeceği bildirilmektedir. Bunlar; Peygamberler, şehitler, Allah yolunda malıyla canıyla Din-i Mübîn’i yüceltmek için mücâdele eden sâlih zâtlardır.


[1] Sünen-i Ebû Dâvud, Salât 201, Vitir 26; Sünen-i Nesâî, Cuma 5; Sahih-i Müslim, Cuma 5 (18).

[2] Sünen-i İbn-i Mâce, Cenâiz 65.

[3] Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 17239; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 184/3.

[4] İmam Mâlik, Muvatta, Cihad 21; Yine benzer biro lay için bakınız: Sahih-I Buhârî, Cenâiz 78.