Allah’u Teâlâ’nın Sıfatları:

Ehl-i Sünnet’e göre; Allah’u Teâlâ kemâl ifade eden sıfatlarla vasıflanmıştır. Eksiklik, acz ve devamsızlık belirten şeylerden de münezzehtir. Onun sıfatları, sonradan vücut bulup bilahare yok olan arazlar (belirtiler) cinsinden değildir, bilakis onlar ezelîdir, ebedîdir, kadîmdir, zâtı ile mevcuttur. Bu sıfatlar hiçbir sûrette yaratılmışlarinkine benzemez.[1] Allah’u Teâlâ‘nın bu kemâl sıfatları ″Zâtî sıfatlar[2], subûtî sıfatlar [3] ve fiilî sıfatlar″[4] diye üç kısma ayrılır.

a. Zâtî Sıfatları: Altıdır. Bunlar; vücud, kıdem, bekâ, vahdâniyet, muhâlefetün li’l-havâdis, kıyam bi-nefsihî’dir. Bu sıfatların mânâları şöyledir:

1- Vücud: Var olmak. Varlığı yarattığı şeylerin varlığına benzemez. Varlığı başkasından değil, bizzat Zâtının gereğidir. Allah’u Teâlâ Sûre-i İbrâhim, Âyet 10’da şöyle buyurmaktadır: ″… Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah’tan hiç şüphe edilir mi?...″

2- Kıdem: Evveli olmamak. Bizim gibi evvelden yok olup sonradan var olmuş değildir.

3- Bekâ: Sonu olmamak. Bizim gibi sonradan yok olmaz. Çünkü biz ecelimiz geldiği vakit vefât eder ve kıyâmete kadar yok oluruz. Allah’u Teâlâ Sûre-i Hadîd, Âyet 3’te: O, evveldir, âhirdir…″ diye buyurmaktadır.

4- Vahdâniyyet: Bir olmak. Zâtında, sıfâtında ve ef‘alinde birdir. Kendisinden başka ibâdet edilecek hiçbir varlık yoktur. Allah’u Teâlâ Sûre-i İhlâs, Âyet 1’de şöyle buyurmaktadır: ″Ey Resûlüm! De ki: O Allah birdir.″

5- Muhâlefetün li’l-havâdis: Hiçbir şeye benzememek. Allah’u Teâlâ zâtında, sıfâtında, ef’alinde hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şey de O‘na benzetilmez.

İmam-ı Âzam Efendimiz ″el-Fıkh’ul-Ebsat″ adlı eserinde şöyle buyurdu: Allah’u Teâlâ‘nın eli kulların elleri üzerindedir, fakat kulların eli gibi bir uzuv değildir. O, ellerin yaratıcısıdır. O‘nun yüzü yarattıklarının yüzü gibi değildir. O, bütün yüzlerin yaratıcısıdır... Allah’u Teâlâ Sûre-i Şûrâ, Âyet 11’de şöyle buyurmaktadır: … O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işiten ve görendir.

6- Kıyam bi-nefsihî: Bir kimseye ve mekâna muhtaç olmamak. Cenâb-ı Hakk bizim gibi duracak bir yere muhtaç değildir. Ne gökte, ne yerde, ne sağda, ne solda, ne önde, ne de arkadadır (her yerde hazır ve nazırdır). Allah’u Teâlâ Sûre-i Ankebût, Âyet 6’da şöyle buyurmaktadır: ″… Şüphesiz Allah’u Teâlâ, elbette âlemlere muhtaç değildir (onların taatlerine ihtiyacı yoktur).″

b. Subûtî Sıfatları: Sekizdir. Bunlar; hayat, ilim, semi’, basar, irâde, kudret, kelâmdır. Bu sıfatların mânâları şöyledir:

1- Hayat: Diri olmak. Diriliği kimseden değildir. O‘nun için ölüm yoktur. Allah’u Teâlâ Sûre-i Furkân, Âyet 58’de şöyle buyurmaktadır: Ölümsüz ve dâimâ diri olan Allah’a tevekkül et…″

2- İlim: Bilmek. Allah’u Teâlâ, yerde ve gökte, gizli ve âşikâr olmuş ve olacağı, gelmiş ve geleceği dil ile söyleneni hattâ hatıra geleni dahi ilm-i ezeliyesiyle bilir. Şu halde bilmediği bir şey yoktur. Allah’u Teâlâ Sûre-i Talâk, Âyet 12’de şöyle buyurmaktadır: ″… Muhakkak Allah’u Teâlâ’nın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.″

3- Semi’: İşitmek. Allah’u Teâlâ gizli ve âşikâr her sözü, hattâ kulaklara söylenenleri ve en âciz farzettiğimiz karıncaların ayaklarının sesini işitir. Yalnız işitmesi bizim kulağımız ile işittiğimiz gibi değildir. Allah‘u Teâlâ‘nın işitmesine hiçbir şey engel olamaz. Şu halde işitmediği bir şey yoktur. Allah’u Teâlâ Sûre-i Şûrâ, Âyet 11’de şöyle buyurmaktadır:… O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işiten ve görendir.

4- Basar: Görmek. Allah’u Teâlâ açık ve kapalı her şeyi gördüğü gibi, karanlık gecede siyah taş üzerinde kara karıncanın yürüdüğünü görür. Fakat görmesi bizim gözümüz ile görmemiz gibi değildir. Allah‘u Teâlâ‘nın görmesine hiç bir şey perde olamaz. Allah’u Teâlâ Sûre-i Hucurât, Âyet 18’de şöyle buyurmaktadır: ″… Allah’u Teâlâ, yaptığınız her şeyi görür.″

5- İrâde: Dilemek. Dünyâ ve âhirette olmuş ve olacak büyük ve küçük, az ve çok, hayır ve şer, faide ve zarar bunların hepsi Allah’u Teâlâ‘nın dilemesi ile olur. Allah’u Teâlâ istediğini yapar. Yaptığı şeylerin her birinde akıl ve beşerin ihâta edemeyeceği (anlayamayacağı) pek çok faide ve hikmetleri vardır. Cenâb-ı Hakk yaptığından mes‘ul değildir. Allah’u Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 185’te şöyle buyurmaktadır: ″… Allah’u Teâlâ sizin için kolaylık ister, güçlük istemez…″

6- Kudret: Gücü yetmek. Cenâb-ı Hakk ölüyü diriltmeye, taşı ve ağacı söyletmeye, yürütmeye ve dünyâyı bir anda yok etmeye ve bir anda çok dünyâlar yaratmaya, suları yukarı akıtmaya, bir insanı murad ederse bir anda batıdan doğuya ve doğudan batıya götürmeye, velhâsıl ne murad ederse hemen o şeyi yapmaya kâdirdir. Allah’u Teâlâ Sûre-i Bakara, Âyet 284’te şöyle buyurmaktadır: ″… Allah’u Teâlâ her şeye kâdirdir.″

7- Kelâm: Söylemek. Cenâb-ı Hakk söyleyicidir. Cebrâil-i Emin vâsıtasıyla Peygamber-i İzâm Efendilerimize gönderdiği kitapların hepsi kendi kelâmıdır. Lâkin söylemesi; bizim gibi ağız, dil ve harf ile değildir. Allah’u Teâlâ kullarına vâsıtasız da söyler. Nitekim Mûsâ Aleyhisselâm’a söylediği gibi ve bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallâhu aleyhi ve sellem‘e Mîraç gecesinde ve başka zamanlarda söylediği gibi. Allah’u Teâlâ Sûre-i Nisâ, Âyet 164’te şöyle buyurmaktadır: ″… Allah’u Teâlâ, Mûsâ’ya da hitap ederek konuştu.″

8- Tekvin: Yaratmak. Allah’u Teâlâ her şeyi yoktan var eder. O‘ndan başka yaratıcı yoktur. Bütün mahlûkatın işlerini güçlerini faide ve zararlarını ibâdetlerini, günahlarını hayırlarını ve şerlerini yaratan hep O‘dur. Lâkin hayrı rızâsı ile, şerri ise istemeyerek yaratır. Allah’u Teâlâ Sûre-i En‘am, Âyet 101’de şöyle buyurmaktadır: ″… Halbuki her şeyi O yarattı ve O, her şeyi hakkıyla bilendir.″

c. Fiilî Sıfatları : Tekvin sıfatının çeşitlerindendir. Bunlar ise şöyledir:

Halk: Yaratmak.

İnşâ: Yoktan var etmek.

İbdâ‘: Örneksiz olarak, bir şey meydana getirmek, yaratmak.

İhyâ: Diriltmek.

İmâte: Öldürmek.

Terzîk: Rızık vermek.

Biz Mâturîdilere göre; zâti ve fi‘lî sıfatların her ikisi de kadim ve Allah’ın zâtı ile kâim olduğundan aralarında bir ayrıma lüzum yoktur.[5]


[1] Mâturidiyye Akâidi, s. 97.

[2] Zâtî, Zâtiyye lügatta; kendiyle ilgili, kendine ait, anlamına gelmektedir.

[3] Subût lügatta; sâbit olma, gerçekleşme, meydana çıkma, anlamına gelmektedir.

[4] Fi’liyye lügatta; gerçekten yapılan iş anlamına gelmektedir.

[5] Mâturidiyye Akaidi, s. 92.